Sayfalar

24 Haziran 2012 Pazar

Peynir...

Çocukluğumda da bugün de sütle aram pek olmadı, anlaşamadık bir türlü... Ama peynirle ilişkilerim o kadar iyiydi ki, sanırım pek sorun olmadı kalsiyum açısından...

Bir iki peynir önerisi yapacağım, amaç reklam değil, sadece ağız tadı...

Doğruluk Ezine...

Bu markayı bana keşfettiren Alper paşama ne kadar teşekkür etsem az.. Ezine peyniri zaten her zaman lezzetli ama bu başka bir olay... Bazı peynirler vardır, yerken canınız rakı ister, işte bu arkadaş bunların elebaşı...

Pınar Cheddar...

Tost sevmeyen yoktur, hele güzel bir tost ekmeği varsa, tercihe göre biraz da sucuk, nispeten hafif ama çok lezzetli bir yemek alternatifi... Burada da pınar cheddar kesin favorim... Erime yeteneği ve lezzetiyle her zaman harika...

İzmir tulumu...

Bizim Ankara'da Çayyolu pazarında bur peynirci var, onun sattığı bir "baba izmir tulumu" var ki, yemeye kıyamazsınız, o kadar lezzetli... İzmir Tulumu'nu güzel kılan, lezzeti kadar, eğer isterseniz tost ve sandviçlere olan katkısı... Kıyabilirseniz tabii :)

Hellim...

Kıbrıs kökenli bu peynir iki şekilde süsler soframı... Ya ızgara olarak, ya da makarnada... Her iki durumda da önerim, genellikle çok tuzlu bir peynir olduğu için mümkünse en az 2-3 saat, ideali bir gece hellimi suda bekletmek... Izgarası için mangal imkanı varsa zaten sorun yok, yoksa, az zeytinyağı gezdirilmiş bir tavada hellimi kızartın... Ana yemek bile olacak kadar lezzetli olacak ona emin olun... Ya da yeni haşladığınız bir makarnaya da rendeleyebilirsiniz... O kendine has dokusuyla makarnaya çok yakışıyor...

Parmesan...

Peynir aleminin kralı parmesan, onu anlatmaya satırlar yetmez... Doğal olarak İtalyan mutfağının vazgeçilmez parçası olan Parmesan, makarna, pizza, lazanya ve salatalar kadar, şarap yanına kendi başına da enfes bir eşlikçi...

Dil peyniri...

Erime kapasitesi sayesinde yine tost gibi yemeklerin baştacı bir malzeme de dil peyniri... Bu aralar Tahsildaroğlu Dil Peyniri kesin favorim, nefis bir peynir...

Peynirler konusunda şimdilik bu kadar, zaten tariflerde kullandıkça daha detaylı anlatmaya çalışacağım :)

Afiyet olsun...

16 Haziran 2012 Cumartesi

Humus

Meze serimizin bu günkü son tarifi, içlerinden en uzun ve zahmetli hazırlananı... Humus... Evet, bu çok lezzetli arkadaşı hazırlaması oldukça uzun sürüyor, ama inanın değer...

Humus tariflerini araştırırken rastladığım bir bilgiyi de sizlerle paylaşayım, humusun hazmının zor olduğu söyleniyor, o yüzden çok fazla yapmamakta fayda var...

Önce malzemeleri sayalım adet olduğu üzere...

-1 küçük bardak nohut
-2-3 çorba kaşığı kaşığı tahin
-1-2 çorba kaşığı zeytinyağı
-1 limonun suyu
-2 diş sarmısak
-1-2 çay kaşığı kimyon
-1-2 çay kaşığı pul biber
-1-2 çay kaşığı tuz

Öncelikle, nohutları bir gece önceden bir tencereye su doldurup bunun içine atıyorum. En az 12 saat suda beklettiğim nohutları, önce bu suyu döküp yeni su doldurarak haşlıyorum. Nohutların iyice haşlandığını anlamak için, çatalla alıp tadına bakabilirsiniz, çatal rahatça battığında bizim için yeterince yumuşamış demektir.

Haşladığım nohutların suyunu süzüp, soğumaları için biraz bekliyorum. Soğuduktan sonra işin en zahmetli kısmı başlıyor... Nohutların tek tek kabuklarını soymak gerekiyor. Zor bir iş değil ama nohut sayısı fazla olunca biraz zaman alıyor. Ama humusun o güzel kıvamı için bunu yapmak şart...

Tüm nohutları soyduktan sonra işin en eğlenceli kısmına geliyor sıra... Bir mutfak robotu veya blender ile, nohutları iyice parçalanana, küçük tanecikler haline gelene kadar çektiriyorum.

Buradan sonrası çok kolay, iyice ezilmiş ve ufalmış nohutları bir kaba alıp içine tahin, zeytinyağı, limon suyu, rendelenmiş sarmısaklar, kimyon, biber ve tuzunu ekliyorum. Bir çatalla iyice karıştırıyorum. Arada tadına bakarak, az gelmiş bir şey hissederseniz üzerine ekleyebilirsiniz.

Bugüne kadar yaptığım mezeler içinde açık ara en zahmetlilerinden birisi oldu humus, ama gerçekten değdi. Görüntüsüne gelince, aşağıda görebilirsiniz. Mutlaka deneyin derim, afiyet olsun :)

Babam Usülü Barbunya Pilaki

Barbunya pilaki babamın ve benim her zaman en sevdiğimiz zeytinyağlılardan birisi olmuştur. Şimdi manavlarda taze taze arz-ı endam eden barbunya da varken, hemen bir tarif vermek lazım değil mi? Babam da bunu pek lezzetli yapar, onunla ortak geliştirdiğimiz tarifi vereyim o yüzden :)

Öncelikle malzemeler:
-1 orta boy kuru soğan
-750 gr taze barbunya
-1 orta boy patates
-1 havuç
-1 çay bardağı zeytinyağı
-1 kutu domates püresi
-1-2 tatlı kaşığı acı biber salçası
-1 adet limon
-5-6 diş sarmısak
-sıcak su

Başlamak için, barbunyaları ayıklayarak içlerini yıkıyorum. Sonra küp küp kestiğim soğanı, zeytinyağının yarısının içine atarak iyice sararıncaya kadar kavuruyorum. Sınra yine küp küp kestiğim havuç ve patatesleri ekliyorum, bunları 3-4 dakika daha orta ile kısık arası bir ateşte bol bol çevirerek kavuruyorum,  sonra barbunyaları da ekleyip 1-2 dakika da tüm karışımı kavuruyorum.

Sonra domates püresi ve acı biber salçasını ve ince ince dilimlenmiş sarmısakları ekliyorum. 1-2 dakika da böyle çevirirken zeytinyağının kalanını ekliyorum. Üzerine bir adet limonun suyunu ve barbunyaların üzerini 1 parmak kadar geçecek kadar sıcak suyu ekliyorum. Burada bir püf noktası, musluk suyu yerine içme suyu kullanırsanız yemeğiniz daha lezzetli olacaktır. Biraz da tuz ilave edip (1 tatlı kaşığı kadar yeterli) tekrar biraz karıştırıp, altını biraz daha kısıp üzerini kapatıyorum.

Özellikle soğan kolay dip tutmasına sebep olabilecek bir malzeme, o yüzden ara sıra karıştırmak lazım, 4-5 dakikada bir defa yeterli olacaktır. Zaten uzun uzun karıştırmaya gerek yok, şöyle bir alt üst etmek yeterli.

Barbunyaların suyu çekilince altını kapatıyorum. Biraz soğuduktan sonra ısıya dayanıklı ve kapaklı cam bir kaba alıp, iyice soğutuyorum. Bu şekilde hazırlanmış bir pilaki, buzdolabında saklanınca tek kişiyi 3-4 gün rahatlıkla idare ediyor :)

İşte bu da görüntüsü, gerçekten nefis oldu :) İsterseniz üzerini maydanoz yapraklarıyla da süsleyebilirsiniz elbette :) Afiyet olsun!!!!

Sigara Böreği

Evren, bunu da mı yaptın? Evet yaptım, çok güzel oldu gerçekten :)

Sigara böreği, içine koyacağınız malzemelere göre lezzetli olacak bir arkadaş. Ama sadece iç malzemesi değil, yufka da çok önemli... Örneğin bugün süpermarketlerde satılan hazır üçgen kesilmiş vakumlu paketlerde satılan yufkalarla yapmanın hiç bir anlamı yok, çünkü o yufkalar son derece katkılı üretildiği için zaten sağlıksız, bir de parşömen kağıdı gibi kalın ve esneklikten uzak oldukları için börekleri sararken sürekli yırtılarak başınızı ağrıtıyorlar. O yüzden size de tavsiyem, bunların yerine günlük yufka alıp birazcık fazla zahmete girmeniz. Zaten gireceğiniz tek fazla zahmet yufka kesmek, üşenmeyin artık :)

Malzemeler bu sefer 3-4 kişiye yetecek kadar börek için...

-2 yufka
-150 gr civarı ezine beyaz peynir (bazı markaların 3 vakumlu dilimde sattıkları peynirler var, onlardan bir tanesiyle yapabilirsiniz)
-5-6 cm kalınlığında bir dilim kadar sucuk

Evet, sucuklu ve peynirli bir börek... Aslında buna çakma paçanga da diyebiliriz, pastırma genelde herkesin tercih ettiği bir gıda değil, ama az bir sucuğa genellikle itiraz gelmiyor. Hatta bu böreği yiyen şanslı kişi çok sevmişti :)

Öncelikle, peyniri bir kaba iyice ufalayarak işe başlıyorum. Sucuğu da küçük küçük küpler olacak şekilde kesip içine ekleyerek iyice karıştırıyorum.

Sonra yufkaları 8'er adet üçgen dilime bölüyorum. her bir dilime aşağıda görüldüğü şekilde iç koyuyorum, sonra önce dış kenarları içeri katlayıp, sonra börekleri sarıyorum. En son ucu yapışsın diye yanımda bulunan küçük bir kap suya yufkanın sivri ucunu bir batırıp çıkarıyor ve böreğe yapıştırıyorum.

Kızartmasına gelince, geniş bir teflon tavaya yaklaşık 1 su bardağı ayçiçek yağı koyup iyice kızmasını bekliyorum. Yağ iyice ısındığında böreklerimi içine atıyorum, yağ sıcak olunca börekler 2-3 dakikada altın rengine dönecektir, o yüzden başından ayrılmıyor ve her tarafını iyice kızarttığım börekleri pişince altına kağıt havlu serdiğim bir tabağa alıyorum.

İşte bu da böreklerin piştikten sonraki görüntüsü, inanın lezzeti görüntüsünden bile iyiydi... Afiyet olsun :)))

Közlenmiş kırmızı biber

Yine rakı sofrasına çok yakışan bir meze, bunu hazırlamak çok kolay. Sadece yine bir önceki tarifte olduğu gibi biraz közlemek için vakit harcamak gerekiyor, gerisi çok kolay...

Yine bu arkadaşı da konserve olarak alabilirsiniz isterseniz, o zaman sadece tabağa koymak yeter, ama ben soframa kendim hazırlamadığım şeyleri koymayı çok seven bir adam değilim, o yüzden bunu da nasıl yapacağınızı anlatayım o kadar yapmışken dedim :)

Yine iki kişilik bir sofraya yetecek bir ölçü ile malzemeleri verelim...

-2 adet kırmızı yağ biberi
-2 diş sarmısak
-zeytinyağı
-sirke

Öncelikle, biberleri yine köz tavasında iyice közlüyorum, burada da yine biberleri çevirirken çatal kullanmıyorum ki suyunu akıtmasın. Biberlerin her tarafı iyice közlendikten sonra, bir kaba koyup üzerini streç filmle kapatıyorum. 5 dakika sonra biberleri çok kolay bir şekilde soyabiliyorum.

Biberleri soyduktan sonra üzerinde kalabilecek yanık parçaları yıkayarak iyice ayıklıyorum. Sonra biberleri 1-2 cm kalınlığında dilimlere kesip bir tabağa alıyorum. Sarmısakları incecik dilimleyip üzerlerine ekliyorum. Yine zevkime göre birer ikişer çorba kaşığı civarı zeytinyağı ve sirke ekleyip, servis yapmadan iyice tüm lezzetler karışsın diye yaklaşık bir saat bekletiyorum... Bu kadar basit... İşte görüntüsü... Afiyet olsun :)

Yoğurtlu Patlıcan Salatası

Tamam, haklısınız, çok ara verdim. Ama bu aralar bilgisayarın başına oturacak çok zamanım olamadı maalesef. Ama bugün bir kaç tarif birden yazarak kendimi affettirmeye çalışacağım.

İlk tarifimiz, özellikle rakı sofralarının en güzel eşlikçilerinden biri olan yoğurtlu patlıcan salatası. Çok ama çok kolay bir meze, sadece patlıcanları közlemek biraz zaman istiyor, sonrası 5 dakika...

Özellikle şunu da belirteyim, daha önce de yazmıştım gerçi, benim yazdığım tarifler 2-3 kişilik sofralar için yeterli, daha fazla konuğunuz varsa ona göre miktarları ayarlamak gerekli.

Öncelikle malzemeler:

-2 adet patlıcan
-2 iri diş sarmısak
-2-3 kaşık yoğurt
-yeterince tuz
-zeytinyağı

Bu salatayı konservede satılan közlenmiş patlıcanlarla da yapmak mümkün, ama ben tavsiye etmiyorum, lezzeti kesinlikle aynı olmuyor. Onun yerine patlıcanları biraz zahmetli de olsa közlemek çok daha güzel sonuç verecektir. Aslında bu da çok kolay, bütün büyük marketlerde bulabileceğiniz köz tavalarından bir tane edinmeniz yeterli olacaktır. Köz tavası, bilmeyenler için, işte şöyle bir şey...


Bu arkadaşı daha sonra bir tarifte daha kullanacağız... O yüzden dediğim gibi, edinmekte fayda var, gayet ucuza satılıyor, Eminönü taraflarında 5 TL civarı fiyatlara bulabilirsiniz bile...

Patlıcanları orta ateşte iyice közlenene kadar bu arkadaşla baş başa bırakarak başlıyoruz. Her tarafının iyice közlenmesi için 3-4 dakikada bir çevirmek lazım, çevirirken çatal kullanmayın, delinmesin patlıcanlar :)

Patlıcanlarımız iyice közlendikten sonra yapacağımız iş, biraz soğumalarını bekledikten sonra elbette, kabuklarını iyice soyup temizlemek. Bu işi kolaylaştırmak için, bir kaba patlıcanları koyup üzerini streç filmle kapatarak 5 dakika bekleyebilirsiniz, sonrasında soyma işi daha kolay olacaktır. Patlıcanları soyduktan sonra bir de güzelce yıkayıp üzerinde kalabilecek yanık parçaları iyice temizliyorum.

Sonrası zaten çok kolay. Patlıcanları bir kaba koyup çatalla iyice eziyorum. Üzerine sarmısakları rendeliyorum. Yoğurt ve yaklaşık bir çorba kaşığı zeytinyağı koyuyorum (zeytinyağı olarak sızma zeytinyağı daha lezzetli olacaktır), son olarakta ağız tadıma uyacak şekilde tuzunu ekliyorum. Bu kadar basit.

İşte hazır olduğunda salatamız aşağıdaki gibi görünüyor... Afiyet olsun :)

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Taze bakla favası

En sevdiğim mezelerden biri fava... 

Aslında her meyhanede bulunan standart bir mezedir, ama güzelini her zaman yakalamak kolay olmuyor... Annem de çok güzel yapar favayı ama hep kuru bakladan yapar. Hazır bu aralar taze iç baklanın tam mevsimiyken, pazarda çok güzel bir iç bakla gördüm ve alıp taze baklayla fava yapmayı denemeye karar verdim. İyi de etmişim, çok iyi etmişim :)

Aslında fava çok çok kolay bir yemekmiş, bugüne kadar neden yapmadım diye hayıflanıyorum. Tek bir zorluğu var, o da iç baklaların kabuğunu soymak. Ama TV karşısında geçen bir gecede gayet güzel toplam 45 dakikada nefis bir fava hazırlamak mümkün.

Önce malzemeler:
-500-600 gr taze iç bakla
-Bir adet orta boy kuru soğan
-4 diş sarmısak
-Yeterince tuz
-Yaklaşık yarım çay bardağı zeytinyağı
-1 adet limonun suyu
-Su (içme suyu kullanın, çok daha lezzetli olur)

Hazırlanışı çok basit. Önce, hafif keskin bir bıçak yardımıyla baklaların dışına birer çizik atarak kabukları soyuyorum, ilk başta biraz sıkıcı gelebilir, ama inanın bana bütün efora değecek.

Bütün baklaların kabuklarından kurtulduğumda içlerini tencereye atıyorum, bir adet soğanın kabukarını soyuyorum, sonra boyutlarına çok takılmadan bir kaç parçaya ayırıyorum. Aynı şekilde sarmısakların da kabuklarını temizliyorum ve doğrudan tencereye koyuyorum. Üzerine tuz, zeytinyağı, ve üzerini biraz geçecek kadar su doldurup altını orta ateşte açıyorum.

Ara sıra karıştırarak 15-20 dakika kaynatıyorum. Bir çatalla karıştırıyorum ara sıra, eğer çatalla karıştırırken baklalar ezilmeye başladıysa ve suyunu da biraz çektiyse, işlem tamam sayılır.

Tencerenin altını kapatıyorum. Favanın üzerine bir limonun suyunu ekliyorum. Sonra el blenderıyla bir güzel püre haline getiriyorum. Biraz soğumasını bekledikten sonra cam bir kaba aktararak, dolaba girecek kadar soğuyunca buzdolabına atıyorum.

Eh bir kaç saat soğuduktan sonra, favamız servise hazır olacak. Bugün favayı yerken en büyük mücadelem bir duble rakı koymamak için oldu :) O derece lezzetli olmuştu... Mücadeleyi kazandım ama. :))

Dışarıda yiyeceğiniz favalar kuru bakladan yapıldığı için rengi daha beje çalar, bu taze iç bakladan mamul olduğu için rengi daha yeşile çalıyor. Eğer rengi daha açık olsun derseniz içine bir havuç atıp biraz daha uzun pişirmeyi düşünebilirsiniz, ama bence çokta gerek yok, bu haliyle son derece lezzetli...

Eh o zaman sizlere de afiyet olsun demek düşüyor bana...

13 Şubat 2012 Pazartesi

Evde Izgara'ya Giriş: Dana Pirzola

Çok uzun bir ara vermek zorunda kaldığım tariflerime geri dönüyorum yavaş yavaş... Son bir iki ay ev ve şehir taşıma işleri yüzünden biraz delice geçti ve pek bir tarif hazırlığı yapma şansım maalesef olamadı. Artık İstanbul'da yaşıyorum ve bu tabii ki daha güzel tarifler ile geri dönmek demek, çünkü bu muhteşem şehirde Ankara'da her yerde bulamadığım bir çok malzemeyi kolayca bulabiliyorum.

Geri dönüşümü benim için en önemli yemek tariflerinden biriyle taçlandırmam gerektiğini düşündüm.

Izgara... Eğer vejeteryan değilseniz kesinlikle sevdiğiniz bir pişirme tarzıdır. O yüzden bu nefis pişirme yöntemiyle neler yapabileceğimize yavaş yavaş başlayalım.

Özellikle dana eti ızgara ile çok iyi anlaşan bir arkadaşımız. Ben de bu tarif için benim favorilerimden olan Dana Pirzola'yı tercih ettim.

Izgarada et pişirmek aslında çok kolay. Hele mangal ile yapılırsa. Ama ne yazık ki her zaman mangal yakma şansımız olmuyor. Bu tür durumlarda değişik alternatifler mevcut:

-Elektrikli Izgaralar: Özellikle Philips ve Tefal gibi büyük üreticilerin ürettiği, rezistansı ızgaranın içine gömülü olan modeller, altlarındaki su hazneleriyle birlikte duman çıkarmamak iddiasında olabiliyorlar. Bu tür ızgaraların özellikle güç olarak biraz fazla elektrik harcamaları, ona rağmen et pişirmekte biraz yavaş olmaları önemli bir dezavantajları. Rezistansı açıkta duran ızgaralardan da özellikle uzak durmanızı öneririm, hiç kullanışlı olduklarını sanmıyorum.

-Izgara tavaları: Bunlar daha pratik, hem yıkama konusunda elektrikli modellere göre daha kolay yıkanabiliyorlar, hem de ocak ateşi sayesinde sıcaklıkları oldukça yukarı çıkararak pişirme hızını isteğinize göre ayarlamak daha kolay. Bunlar da çeşit çeşit, benim kesin tavsiyem biraz daha fiyatlı ve ciddi şekilde ağır olsalar da döküm demirden yapılan tavalar. Bunlar mangal ile odukça yakın bir performans veriyorlar. Benim kullandığım örneği aşağıda...



Bu tür ızgaralarda dana eti pişirmek aslında çok basit. Tek yapmanız gereken, etin pişirme öncesi üzerine çok az miktarda zeytinyağı, deniz tuzu ve çekme karabiberle iki yüzünü de bir parça tatlandırmak. Tuz konusunda da mutlaka deniz tuzu öneriyorum, rafine tuzlara göre çok çok daha sağlıklı.

Maalesef güzel ülkemizde genel alışkanlık eti çok fazla pişirmek. Aman dikkat, dana pirzola gibi bir eti çok pişirmek ciddi bir yanlış, eğer içi kanlı veya kırmızı kalan bir eti yiyemiyorsanız bu tarifi denememeniz daha doğru. Çünkü o güzelim etler, geleneksel alışkanlıklarımıza göre pişirildiğinde ne tadı kalır ne bir şeyi. O yüzden, bu şekilde pişirmeyecekseniz yapmamanız daha iyi.

Haydi başlayalım...

Etlerimizi zeytinyağı - tuz -karabiber üçlemesiyle buluşturduktan sonra ocağı harlı ateşte açarak tavanın ısınması için 2-3 dakika bekliyorum.

Tava ısındıktan sonra (bunu elinizi tavanın üzerinde bir 10 cm kadar yukarıda tutarak anlayabilirsiniz, elinizi bir kaç saniyeden sonra çekmek istediğinizde tava iyi ısınmış demektir) etleri üzerine yerleştiriyorum. Yaklaşık 1 dakika kadar sonra, yüzleri değişmeden bir 30-45 derece kadar saat yönünde eti çevirirseniz, etin üzerinde o restoranlarda gördüğünüz baklava benzeri ızgara desenlerini çıkarabilirsiniz.

Etin bir yüzü 3-4 dakika piştikten sonra tersini çeviriyorum ve bir üstteki paragrafta bahsettiğim işlemleri tekrar yapıyorum.

Eğer etiniz çok kalınsa ve yanları çok kırmızı kaldıysa, bir maşa ile tutarak yanlarını biraz ısıyla buluşturarak daha güzel bir görüntü elde edebilirsiniz.

Et piştikten sonra bir tabağa alıp, üzerine bir çay kaşığı kadar bir parça tereyağı gezdirmeyi deneyebilirsiniz. Yine bu aşamada ortadan kesilmiş bir diş sarmısağı etin üzerine kesilen yerinden bastırarak hafif bir lezzet farkı yaratmak mümkün. Bu tür bir eti patates püresi, kuşkonmaz veya mantar gibi yan ürünlerle sunmanızı öneriyorum. Tarifler bu arkadaşlar için daha sonra gelecek.

İşte etimiz piştiğinde bunun gibi görünecek. Afiyet olsun...


27 Kasım 2011 Pazar

Bir Quiche hikayesi

Herşey bugün yine her yeni bölümünde yapmaya çalıştığım gibi, Arda'nın Mutfağı'nı izlememle başladı... Bugün Arda Türkmen bir Pırasalı ve Pastırmalı Quiche tarifi verdi programında, o kadar güzel görünüyordu ki denemeden içim rahat etmeyecekti.

Arda Türkmen'in programı çok keyifli, hem gezme var, hem de harika yemek tarifleri var. Şu anda sayfası yenileniyor ama www.ardaninmutfagi.com adresinden eski bölümleri de izlemek mümkün. Ayrıca tarifleri de www.facebook.com/ardaninmutfagi sayfasında var. Burada da tarifi doğrudan onun sayfasından alıp yapıştırıyorum, fotoğraflar benden ama :)

Bu arada şunu da eklemeden geçemeyeceğim, bu yemek için hayatımda ilk kez merdaneyle hamur açtım :) Daha önce pizza hamuru yapmıştım kendim, ama onu elle açmıştım :)

Bu arada, pırasa ve pastırma harici kısım sabit olmak üzere, bir kaç fikir var kafamda; Jambon-Mantar, Bonfile-Soğan-Biber, Ispanak-Lor Peyniri gibi.. Denedikçe burada yorumlarımı yazarım. Anlaşılan bir süre çeşitli quiche tariflerimi göreceksiniz buralarda :)

Taban için
  • 400 gr un
  • 200 gr tereyağ
  • 1 dolu tutam tuz
  • 2 adet yumurta
  • Yarım çay bardağı soğuk su

İç malzeme
  • 2 adet büyük boy pırasa
  • 100 gram çemensiz pastırma
  • 3 adet yumurta
  • 200 gram krema
  • 1 avuç dolusu burger peyniri(rendelenecek)
  • 10-12 adet Frenk soğanı
  • 7-8 dal taze kekik
  • 8-10 adet kırma yeşil zeytin
  • Yarım çay kaşığı rende muskat
  • Tuz karabiber
  • Zeytinyağı

Taban için

*Un,tuz ve tereyağı bir kap içinde elinizle ezerek karıştırın.Üzerine yumurtaları teker teker kırın ve karıştırmaya devam edin.Yarım bardak suyu küçük küçük parçalar halinde karışımınıza karıştırarak ekleyin.Eğer karışımınız sert ve yoğrulur bir kıvama gelirse su eklemeyi bırakın,hamurunuzu cıvıklaştırmayın.

*Hamurunuzun üzerini nemli bir bez ile örtün ve 30-35 dakika arası serin bir yerde dinlendirin.

*Temiz bir tezgahta biraz un ve merdane ile hamurunuzu orantılı bir şekilde açın.


*Tabanı çıkabilen bir fırın kabının dibini biraz unlayın ve hamurunuzu fırın kabınıza alın.Kenarlarını ve tabanını içinde hava kalmayacak şekilde iyice fırın kabınıza yerleştirin ve dışarı taşan parçaları elinizle yada merdane ile alın.

*Bir çatal yada bıçakla kişin tabanına ve kenarlarına batırarak küçük delikler açın.

*180 derecede ısıtılmış fırında 15 dakika kadar taban iyice sertleşene kadar pişirin. Çıkardığınızda alttaki gibi görünecek :)


İç malzeme

*Pırasaları 10-12 cm civarında olacak şekilde kesin ve her birini önce ortadan ikiye sonra uzun şeritler halinde 3’e kesin,bu şekilde uzun jülyen kesilmiş pırasalar elde edeceksiniz.

*Zeytinyağı ekleyerek ısıttığınız tavada pırasaları 5-6 dakika kadar soteleyin,yumuşasınlar renkleri dönsün ama kavrulup yanmasınlar.

*Pişen pırasaları bir tabağa alıp soğutun.

*Bir derin kaba 3 yumurtayı kırın ve çırpın, daha sonra üzerine kremayı , ince kıyılmış Frenk soğanlarını,bir dolu avuç rendelenmiş burger peynirini tuz ve karabiber ilave edip iyice karıştırarak çırpmaya devam edin.

*Pişen tabanı fırından alın,pırasaları arzunuza göre ister ortadan kenarlara doğru ince uzun,ister ortadan dışa doğru daire yapacak şekilde itinayla dizin.

*Yumurtalı karışımınızı da üzerine eşit şekilde dökün ve hertarafına dağıtın.

*Pastırmaları ve zeytinleri dikkatlice bu karışıma batıracak şekilde tek tek üzerine dizin ve dalından kopararak üzerine taze kekik ve sızma zeytinyağı gezdirin. Ben burada üzerine burger peyniri ekledim, aslına bakarsanız rendelenmiş taze kaşar ile daha güzel olur. Sabırsızlığımıza geldi, o kadar güzel görünüyordu ki dayanamadık :)



*Kişi 170-180 derecelik fırında 25-30 dakika kadar üzeri altın rengi oluncaya kadar pişirin,çıkarınca üzerine azıcık daha zeytinyağı döküp, ılık servis edin.


Evet hepsi bu kadar. Biraz ılındığında kesinlikle daha lezzetli oluyor. Deneyenlerin yorumlarını da bekliyorum. Afiyet olsun :)

20 Kasım 2011 Pazar

Ekşili Kıymalı Pazı Yemeği

Genelde çok fazla sebze yemeği yapmam aslında, bu iyi birşey de değil. Ama özellikle şimdi tam mevsiminde bulunduğumuz pazı, aşağıda göreceğiniz tarifle bambaşka boyutlara ulaşan bir abimiz :)

Bu sitede normalde 2-3 kişilik yemek tarifleri veriyorum. Ama bu tarifim, bugün yaptığımda 4 kişiyi yeterli miktarda doyuracak kadar bol kepçe oluyor. Ona göre siz isterseniz miktarları ayarlarsınız.

Malzemeler:
  • 250 gr dana kıyma
  • 2 demet pazı
  • 1 büyük kuru soğan
  • 1 çay bardağı bulgur
  • 1-2 çay bardağı su
  • 1 adet limonun suyu
  • 3-4 yemek kaşığı kadar zeytinyağı
  • 3 yemek kaşığı domates salçası
  • 1/2 yemek kaşığı biber salçası (isteğe bağlı acı tavsiye ederim)
  • damak tadınıza göre tuz
Öncelikle, pazı lezzet olarak çok benzediği ıspanakla kıyaslandığı zaman daha kolay temizlendiği için ben tercih ediyorum. Aynı tarif aslında ıspanakla da gayet güzel olacaktır. Pazıları iyice yıkadıktan sonra başlayabiliriz.

Büyükçe bir çelik tencereye, soğanı küçük küçük doğradıktan sonra zeytinyağı ile rengi dönene kadar kavuruyorum. Renk sarıya döndükten sonra, üzerine kıymayı ekliyorum. Kıymalar iyice kavrulduğunda 1 adet limonun suyunu, domates ve biber salçalarını, tuzu, bulgurları ve suyu ekleyip, salçayı iyice eritene kadar karıştırıyorum. Sonra pazıları üzerine boyuna dörde bölerek ekliyorum. İlk etapta tencerenin kapağı bile zor kapanacak, endişe yok, pazı piştikçe suyunu kaybedip iyice ufalacak. bu aşamada altını biraz kısmakta fayda var, altta kalan kıymalı soğanlı içeriğin dibinin tutması riski olabilir (bugün ben direkten döndüm de ondan uyarayım dedim :D)

Ben genellikle çok uzun pişirmeyi sevmiyorum bu tür yemekleri, suyunu çektiğinde altını kapatıyorum, bulgur ve pazı hafif diri kalıyor. Eğer daha iyi pişmiş isterseniz biraz daha fazla su koyarak pişirebilirsiniz. Bu kadar anlatıp, neye benzediğini göstermemek olmaz tabii :) İsterseniz yanına yoğurtla servis yapabilirsiniz. Afiyet olsun!!!