Sayfalar

28 Temmuz 2013 Pazar

Milföy börek

Milföy börek? Hele evde biraz peynir sucuk vs. varsa ne kadar hızlı ve kolay biliyor musunuz? 

Bunu ilk denememden bu yana oldukça uzun zaman geçti... Sonra bir defa daha yaptım... O da oldukça uzun zaman önce aslında... Ama çok çabuk hazırlayabileceğiniz nefis bir tarif işte... Özellikle de evde bir şarap peynir gecesinden kalma malzemeleriniz varsa...

Önce malzemeler... Her zaman olduğu gibi...

-İstediğiniz kadar milföy hamuru
-Sevdiğiniz peynir çeşitlerinden bir karışım
-Bir kaç dilim, tercihan küp doğranmış sucuk
-1 yumurta
-tuz, karabiber...

Öncelikle milföy hamuru çözülmeli, onları buzluktan çıkarıyorum ve yumuşamalarını bekliyorum. Hamurlar yumuşadığında üzerine biraz un serptiğim bir yüzeyde merdaneyle açıyorum. Hamurların yarısını taban olacak şekilde yağlı kağıt serdiğim bir fırın tepsisine yerleştirip gerekiyorsa birleştiriyorum. Sonra bu katmanın ortasına keyfime göre hazırladığım içi yerleştiriyorum. 

Üstüne yine unlu tezgahta tabanla aynı boyuta açtığım milföy hamurlarını yerleştirip, kenarlarını güzelce katlayarak birleştiriyorum ki, peynir eriyince akmasın. Üst katmanın üzerine çırptığım ve karabiberle tatlandırdığım bir yumurtayı iyice sürüyorum. Sonrasında da, eğer istersem bir bıçakla hamur üzerine desenler çiziyorum.

200 dereceye ısıtılmış fırında üstü iyice kızarana kadar pişiriyorum... Budur... Denemenizi tavsiye ediyorum, çok ama çok lezzetli oluyor...





Afiyet olsun!!!




Pesto Soslu Tavuk Izgara

Evet, bu ara biraz daha fazla yazmaya başlıyorum, umarım bunu biraz daha sürdürebilirim.

Pesto sosu, yiyen çoğu kişinin çok sevdiği, ama genellikle çok karışık ve zor olduğu düşünülebilecek bir sos. Çünkü çok lezzetli ve zengin bir sos. Yani en azından bir bakana kadar ben de öyle sanıyordum. Lakin o kadar zor da değilmiş. Bunu da sağolsun cafe fernando (ki kendisi benim bu blogu kurmama sebep olmuş olan sitedir, biraz daha kolay ve kısa sürede yapılan tarifler ile bu işe girişmek istedim ben de) burada nefis bir şekilde anlatmış. Bu tarifi ihtiyacınıza göre ölçeklendirerek pesto sosunu hazırlamanız mümkün. 

Kısaca kendi hazırladığım sos için ne kadar malzeme kullandım:

- 3 demet fesleğen
- 200 gr parmesan
- 6 diş sarmısak
- 1 büyük bardak zeytinyağı
- 70 gr çam fıstığı
- 70 gr ceviz
- az biraz da tuz

Ceviz ve çam fıstıklarını yağsız olarak biraz kavurduktan ve soğumaları için bekledikten sonra, bir mutfak robotu veya blender ile hepsini güzelce karıştırdım, nefis bir sos oldu... Fazla fazla da olduğu için yarısından fazlasını dondurup buzlukta bekletiyorum...




Peki tavuk ızgara? O da çok kolay... İki yolu var bunun... Ya ince filetolardan alıp tavada 5 dakikada hazır edeceksiniz, ya da daha kalın parçalardan kullanacaksanız fırında pişireceksiniz.

Ben dün ince filetoyla yaptım, etlerin iki tarafına tuz ve karabiber serptim ve iyice ısıttığım teflon tavada iki yanı renk alana kadar pişirdim. Çok çabuk hazır oldu. 

Üstüne de bol bol pesto sosundan sürdüm. Bu kadar da basit işte... Sos hazır olduktan sonra da zaten bütün iş 5 dakika, daha fazla değil. Tabakta tavukların yanında da bir önceki tarifimde yer alan sebzeli makarnayı kullandım.

Gayet basit, hafif ve lezzetli oldu. Herkese afiyet olsun :)


23 Temmuz 2013 Salı

Parmesanlı Sebzeli Makarna

Yahu hiç demiyorsunuz ki, Evren bu kadar zamandır hiç tarif yazmadın, bu ne laubalilik, ne lakayıtlık? Doğru valla, nefis yemekler yapıyorum ama bir türlü tarifleriyle fotoğraflarıyla uğraşamadım son dönemde. Haklısınız...

Biraz tekrardan hareketlenmek lazım gerçekten...

Makarna konusunda herkes kadar ben de sevgi dolu bir insanım. Aslında favori makarnalarım genellikle kıymalı soslarla yapılanlar, ama ara sıra sağlıklı bir şeyler olsun diye bu sebzeli tarifi de yapabiliyorum. Bakalım neler anlatabileceğim sizlere...

Önce malzemeler:

-Sevdiğiniz bir paket makarna
-1 adet patlıcan
-1 adet kabak
-1-2 adet kırmızı biber
-3 adet domates rendesi
-4-5 diş sarmısak
-200 gr mantar
-taze çekilmiş deniz tuzu
-taze çekilmiş kara biber
-bol taze rendelenmiş parmesan 
-bir avuç dolusu fesleğen yaprağı

Aslında her zaman olduğu gibi kolay ve en fazla 30 dakikada sofraya gelecek bir tarif, ama lezzeti muhteşem...

Öncelikle, bir tencerede 4-5 litre suyu kaynatmaya başlıyorum. Makarna yaparken lezzetli olması için çok basit bir ipucu var, makarnayı bol su ve bol tuzla haşlamak. Bol tuz derken, rahatlıkla 1 çorba kaşığı, hatta 2 bile olur, makarna zaten suyun içindeki tuzu çok az çekecektir. O yüzden elinizi korkak alıştırmayın. Suyun içine makarna yapışmasın diye zeytinyağı da eklemek gereksiz bu arada, onu da hemen söyleyeyim, bol su içinde haşladığınız makarna zaten yapışmaz. Bir diğer püf noktası da, makarnanın suyu iyice fokurdayana kadar içine makarnaları atmayın. Bir öneri de, ben genellikle makarnaları paket üzerinde yazan süreden 1 dakika daha az pişiriyorum, böylece al dente dediğimiz, daha dişe gelen bir kıvamda oluyorlar. Bunu da deneyin derim.

Sebzeleri hazırlamak biraz zaman alıyor sadece, patlıcanı alacalı şekilde, kabağı tamamen soyuyorum. Her ikisini de benzer boyutlarda (örneğin uzunlamasına 4'e kestikten sonra, 1'er cm civarı kalınlıkta kesebilirsiniz) doğruyorum. Biber ve mantarları da boyutlarına göre bu arkadaşlara uyum sağlayacak şekilde doğruyorum. Sonra, 3 adet domatesi rendeliyorum.

Makarna suyunun altını yaktıktan sonra, sebze sosunu pişirmeye başlıyorum. Bir wok içerisinde iyice kızdırılmış zeytinyağına, biber, kabak ve patlıcanları atıp çevirmeye başlıyorum. Zeytinyağı 1-2 çorba kaşığı kadar yeterli olacaktır, fazlasına gerek yok. Onlar biraz terleyip renk almaya başladığında mantarları ekleyip biraz da onları çeviriyorum, 2-3 dakika yeterli. Sonrasında ise domates rendesi ekliyorum. Bir süre daha çevirip, kaynamaya başlamalarını bekliyorum, kaynamaya başladıktan sonra, ara sıra karıştırarak sosun daha koyu bir kıvam almasını bekliyorum.

Sos koyulaşmaya başlarken, kabukları soyulmuş sarmısaklarımı içine rendeliyorum. Ben sarmısak tadını yoğun sevdiğim için daha geç ekliyorum, daha az baskın olsun isterseniz domateslerle birlikte de ekleyebilirsiniz. Sonra keyfinize göre sosa tuz, karabiber, biraz da kırmızı biber ekleyebilirsiniz, ağız tadınıza göre ayarlayın.

En son, makarnanın suyunu süzdükten sonra (sudan bir bardak kadar ayırıyorum), makarnaları wok'un içine aktarıp, orada az önce ayırdığım makarna suyunu da ekleyip iyice sosla birleştiriyorum. Aynı anda fazla küçültmeden doğradığım fesleğen yapraklarını da işin içine sokuyorum. 

Makarna sosla iyice birleştikten sonra servis tabaklarına hızlıca alıp, üstüne bol taze rendelenmiş parmesan ile servis yapıyorum (hazır toz gibi olan rendelenmiş parmesanlardan almayın, parça alıp rendelemek çok daha lezzetli bir makarna olmasını sağlıyor, hem de fiyat olarak daha mantıklı!). Anlatması uzun ve zormuş gibi görünebilir ama gerçekten çok kolay ve nefis bir tarif. Mutlaka deneyin derim... Hatta öyle nefis ki, ilk defa olarak fotoğrafını ancak ikinci tabağı koyduğumda çekebildim, tabaktaki kalıntılar o yüzden, kusura bakmayın :)




Afiyet olsun!!!!

31 Ocak 2013 Perşembe

Harika Hamburger

Kabul edelim, hepimiz çocukluğumuzdan beri hamburgeri çok severiz...

Uzun bir süre Türkiye'de hamburger büyük zincir markaların tekelinde kaldı. Bu hamburgerler ince ve çok ciddi proseslerden geçmiş etleriyle aslında çok zararlı, hepimiz biliyoruz bunu. Ama lezzetleri güzeldi ve başka alternatifleri de yoktu. Ancak son yıllarda oldukça güzel, kocaman gerçek köftelerle ve çeşit çeşit lezzetlerle farklılaştırılmış hamburgerler yapan yerler nihayet ülkemizde de bulunur oldu. İyi de oldu :)

Bu tarifimde, bu hamburgerleri asla aratmayacak nefis bir formül paylaşacağım sizlerle. O kadar kolay ki aslında, bu kadar kolay olduğuna inanamayacaksınız. Benim de misafirlerime en çok yaptığım yemeklerden biri bu hamburger, her yiyen tekrar istiyor, gerçi son yaptığım seferde az pişirmeyi biraz abarttığım için şikayet aldım ama yine de nefisti :P

Küçük bir bilgi de verelim madem konu hamburger... Çok kişi onun alman kökenli bir yemek olduğunu düşünmüştür ismi dolayısıyla... Aslında isim kökeni olarak evet, Hamburg'lu demek... Aslen hamburgeri 1900 yılında New Haven Connecticut'ta Louis' Lunch restoranının sahibi Louis Lassen bulmuş. Ülke çapında tanınması ise 4 yıl sonra, 1904'te St. Louis Dünya Fuarı sırasında olmuş ve New York Tribune gazetesi hamburgeri "zirvedeki bir yemek satıcısının keşfi" olarak tanıtmış. Gerçi Louis Lassen'in karşısına "önce ben buldum" diyen çok sayıda rakip çıkmış sonradan ama kaynaklar (wikipedia) kendisinin mucit olduğunu söylüyor :) 

Tarifin kolaylığına şaşıracaksınız. Gerçi önce köfteyi anlatacağım. Yanına da çeşitli süsleme önerilerim olacak, orada tamamen kendi ağız tadınıza kalmış, ne şekilde isterseniz lezzeti zenginleştirebilirsiniz... 

Hamburger köftesi için kritik nokta, seçeceğiniz kıyma. En güzel köfte kıyması, dana döş etinden oluyor. Biraz yağlıca bir kıyma ama bana güvenin ve bunu kullanın. Sonrasında bir püf noktası daha, kıymayı sadece bir sefer çektirin. Ve, her bir hamburger için 200 gr kıyma alın. Bu kadar basit. 

Malzeme şöyle:

-Beğeninize göre bir hamburger ekmeği (ben daha önce bazlama ve gobit ekmeğiyle bile yaptım)
-Adam başı 200 gr. dana döşten tek sefer çekilmiş kıyma
-Çekilmiş deniz tuzu
-Taze çekilmiş kara biber

Bu kadar. Gerçekten. Ne soğan, ne sarmısak, ne ekmek, ne yumurta, ne gizemli baharatlar... Sadece bol miktarda kara biber, her köfte başına bir iki çay kaşığı kadar, ve yine köfte başına bir çay kaşığı kadar deniz tuzu. Yoksa siz daha zor mu sandınız?

Yapmanız gereken, kıymayı bu malzemelerle karıştırırken çok fazla ezmemek. Hafif hafif yoğurarak kıymayı o "tane tane" yapısından çok fazla çıkarmamaya gayret edin.

Sonra da şöyle en az bir parmak kalınlığında kocaman köfteler hazırlayın. Kızgın bir teflon tavada veya tercihen bir ızgara tavasında beğendiğiniz ölçüde pişirin. 

Sonra süslemeler size kalmış. Ben genelde tereyağında iyice karamelize ettiğim soğanlar, mantar sote, cheddar peyniri, dana veya yiyorsanız domuz bacon, acı hardal, mayonez, sarmısaklı mayonez, bbq sosu, ketçap, yeşillik, domates turşu, keyfim o gün ne getirdiyse öyle hazırlıyorum :)

Bir de sürprizli hamburger köftesi var, ama onu daha sonra fotoğrafı olunca anlatırım :) Şimdilik bu fotoğraflarla idare edin :)

Afiyet olsun :)





5 Ocak 2013 Cumartesi

Fırında Kremalı Patates

Özellikle son dönemde ağırlıklı olarak ızgara et tarifleri veriyorum. Bu kadar tarifi verirken, dün akşam antrikot yanına çok yakıştığını düşündüğüm Fırında Kremalı Patates'ten yaptım, o kadar güzel oldu ki, hemen yazmak gerekti :)

Son dönemlerde şık café'lerde de karşımıza sık sık çıkıyor patatesin bu nefis versiyonu. Aslında zor bir yemek gibi görünse de, tek zor tarafı sanırım patatesleri ince ince dilimlemek, gerisinde hiç bir zorluk yok.

Bu tarifte vereceğim malzeme rahat rahat 4 kişiye garnitür olarak yetecektir.

- 6 adet orta boy patates
- 1 paket krema
- 1 adet muskat cevizi
- 2 dal taze biberiye
- 2-3 diş sarmısak
- 2 tatlı kaşığı tuz
- 1-2 tatlı kaşığı karabiber
- 1 yemek kaşığı zeytinyağı
- 1 su bardağı taze kaşar

Öncelikle elbette patatesleri güzelce yıkayıp kabuklarını soyuyorum. Sonra incecik dilimler kesiyorum. Pek kolay değilmiş gibi görünebilir ama iyi ve iri bir bıçakla çok kolay olduğunu söyleyebilirim. Eğer evinizde sebze kesmek dilimlemek için yeni çıkan "nicer dicer" ve benzeri alet edevattan da varsa zaten bir iki dakikada dilimleri hazırlamış olursunuz. Önemli olan, patateslerin olabildiğince ince olmaları, 1-2 mm'lik dilimler. 

Sonra bir kabın içine sarmısakları ve muskat cevizinin yaklaşık yarısını rendeliyorum. Taze biberiye dallarından yaprakları yukarıdan aşağıya doğru çekerek söküyorum, bıçakla biraz kıyıyorum. Tuzu ve karabiberi, en sonunda da kremayı katıp hepsini iyice karıştırıyorum. Eğer kremanız katıysa biraz sütle daha akışkan hale getirebilirsiniz. Sonra bir cam fırın kabının içini zeytinyağıyla yağlayıp, patatesleri kat kat dizmeye başlıyorum. Her katın üstüne de 2-3 kaşık kadar kremalı karışımdan döküyorum. Elimdeki patateslerin hepsi fırın kabına girdikten sonra kalan kremalı karışımı tepesine boca ediyorum ve önceden 180 dereceye ısıttığım fırınıma atıyorum.

Yaklaşık yarım saat kadar piştikten sonra (arada kontrol edebilirsiniz, patateslerin yumuşamasını beklemek gerek) üstüne bütün taze kaşarı yayıp tekrar fırına atıyorum. Kaşar iyice eriyip hafiften kızarmaya başlayınca işlem tamam... 

Görüntü de olağanüstü :) 



Tabağın tamamı da nefis görünüyordu, fotoğrafını paylaşmadan edemeyeceğim :) Mantarı bir diş sarımsakla zeytinyağında sote ettim, biberleri de ızgara tavamda pişirdim. Eti de her zamanki gibi bol tuz ve karabiber ile, çok az da üzerine zeytinyağı gezdirip yine ızgara yaptım. Ve tabii ki az pişirdim :)


Antrikotun pişirirken ne halde olduğunu da görmenizi istiyorum. Dökme demirden ızgara tavası diyorum ya hep, dediğim kadar var inanın...


 Evet, bize gerçekten afiyet oldu, size de olsun :)




1 Ocak 2013 Salı

Lokum Bonfile

Yine iki aydır doğru dürüst bir tarif yazamadan geçti gitti, yıl bile değişti...

Yeni yılın ilk gününde bir deneme yaptım, fena da olmayınca buraya yazmaya karar verdim...

Bu aralar steakhouse'lar çok revaçta... Nusr.et, Günaydın, Ankara'da Butcha, Dükkan falan derken liste uzayıp gidiyor. Hepsinin ortak noktası iyi kalite etleri gerçekten çok doğru tekniklerle pişirerek servis yapmaları. Bu sayede çok popülerler, bir yandan da ciddi şekilde pahalı oldukları da bilinen bir gerçek. Peki, bu lezzetleri kendiniz yapamaz mısınız? İlla bir tabak ete 50 tl civarı ödemek şart mı? Tabii ki hayır.

Bu tür restoranların çoğunda tadımlık olarak verilen bir örnek, Lokum adında. Adı üstünde, lokum gibi, yumuşacık ve sulu bir et. Peki nasıl yapıyorlar da bu kadar güzel oluyor? İşte şöyle...

Öncelikle kasabınızdan adam başı 200-250 gr kadar dana bonfile alın ve temizletin. Eğer kendiniz dilimlemeye üşenirseniz, ki ben öyle yapmadım ama yine de söyleyeyim, eti yaklaşık yarım santimetre kalınlığında dilimlere kestirin. Sakın eti dövdürmeyin, bütün olayı kaçırırsınız.

Bu tarifi yapmak için evinizdeki iyi bir teflon tavayı da kullanabilirsiniz, ama benim kesin tavsiyem döküm demirden bir ızgara tavası kullanmanız. Üzerindeki ızgaralar sayesinde etinizi aynen o restoranlardaki gibi izli şekilde pişirebilirsiniz, ayrıca ısıyı çok iyi tuttuğu için bu tavalarla pişirme süresi böyle ince etlerde çok kısa, 5 dakikada hazır...

Eti oda sıcaklığına gelene kadar bekletip, üstüne bol bol taze çekilmiş karabiber ve deniz tuzu serperek her iki tarafını da çeşnilendiriyorum. Bir yandan da tavamın altını iyice açıp ısıtmaya başlıyorum. Et öncesinde eğer yanına sebze ızgara yapmak isterseniz sebzeleri de tavaya atabilirsiniz. Ben bugün biraz kırmızı biber ile köy biberi ızgara yaptım, etin yanına yakıştı.

Etleri tavanın iyice ısındığına emin olduğunuzda tavaya dizin. Bir püf noktası, ızgara olarak pişirirken etlerin birbirine değmemesi gerekir. Çünkü etler birbirine değdiği zaman birbirinden gelen buhar ile hafif bile olsa haşlanma etkisi yaşayacaklardır, bunun olmasını istemiyoruz, o yüzden de aralarında biraz yer bırakın, zaten bütün et o kadar kısa sürede hazır oluyor ki, iki turda pişirseniz de sorun değil :)

Etin her iki yüzünü de 1-1,5 dakikayı geçmeyecek şekilde pişirin ve ateşten alın. Daha fazlası gereksiz, hep söylüyorum, yine söyleyeceğim. Etin içi kırmızı kalsın, bırakın az pişmiş olsun. Hem bu ince etler bunu denemek için çok uygunlar. farkı kesinlikle göreceksiniz, sulu ve yumuşacık etleri yedikçe o kırmızı rengi daha da çok seveceksiniz. Ateşten aldığınız etlere de "dalmadan" önce bir iki dakika eti dinlendirin ki ızgara sonrası etin suları iyice kendine gelsin, merak etmeyin hemen soğumuş olmayacak :)

Geleneksel olarak bu eti yanında bol miktarda patates tava ve isterseniz ızgara sebzeler ile servis yapabilirsiniz. Hele hele biraz (dayanabilirseniz bayağı acı) hardalınız varsa mutlaka yanına bol miktarda bulundurun derim.


Afiyet olsun :)

28 Ekim 2012 Pazar

Evde balık pişirmek: Fırında Lüfer

Bu sene balık sezonuna şanslı başladık. Önce palamut gayet bereketli bir şekilde sularımıza ve sofralarımıza konuk oldu. Yavaş yavaş mevsimi gelen, bence balıkların sultanı lüfer de bu aralar gerçekten bol ve inanılmaz fiyatlara bulunabiliyor.

Bundan yararlanmamak olmazdı elbette :)

 
Dün akşamüstü Kadıköy çarşıya attık kendimizi, Lüfer tezgahlarda bol bol bulunuyor, fiyatı da tanesi 10 TL!!! Hemen kaptık iki tane, hızımızı alamayıp biraz da meze aldık, taptaze rokalarla cherry domateslerden de bir salata hazırladık, zeytinyağı, limon ve nar ekşilisinden.... Rakısız gitmezdi, gitmedi :)

Neyse, balığı anlatacaktım, dikkatimi dağıtmayın :)

Bu sefer iş çok kolay...

- 2 adet lüfer (temizlenmiş elbette)
- 4 ince limon dilimi
- 4 defne yaprağı
- 2 kalın dilim soğan
- Cajun baharatı
- az da zeytinyağı

Önce fırını 200 dereceye ısıtıyorum. O ısınırken iyice yıkadığım balıkların kafasının ve gövdesinin içine birer defne yaprağını koyuyorum. Balığın içine ve dışına da birer dilim limon yerleştiriyorum. Fırına koymadan önce balıkların dışını az bir zeytinyağıyla yağlıyorum. Birer dilim soğanın da üzerini cajun baharatıyla tatlandırıp aynı tepside fırına atıyorum. Yaklaşık 25 dakika sonunda tabaklardaki manzara işte bu... Afiyetler olsun :)



 
 


27 Ekim 2012 Cumartesi

Antrikotlu Cheese & Steak Sandviç

Bazen canım güzel bir sandviç yapmak istediğinde kullandığım bir tarifle bugün sizlerleyim.

Sandviç denen arkadaşı kim icat ettiyse nur içinde yatsın, hem çok lezzetli hem de çok kolay tarifler yapmamızı sağladı çünkü.

Normalde ekmek içine ne koysanız gider neredeyse, ama buna biraz tarz ve ekstra lezzet katmamızın niye sakıncası olsun ki? Ben bu sandviçi biraz önce yaptım ve bir güzel gitti ki sormayın. En fazla da 15 dakika sürmüştür, ki bu lezzette bir yemek için kesinlikle değer bence. İki kişi yenecek pratik bir öğlen yemeği için kesinlikle öneriyorum. Hatta akşam yemeği olup yanında güzel bir kırmızı şarapla bile denenebilir, o kadar lezzetli, iddia ediyorum :)

Önce malzemeler:

- 250 gr civarı kalınca kesilmiş bir dilim antrikot
- 1 adet mümkünse kalın kabuklu baget ekmeği
- 1 adet orta-iri boy kırmızı soğan
- 1 adet yeşil biber
- tuz, taze çekilmiş karabiber
- 1 çorba kaşığı tereyağı
- 1 dilim dil peyniri
- tercihinize göre sos (tabasco, bbq sos veya hardal)

İşe kırmızı soğanla başlıyoruz. Kaliteli bir teflon tavada tereyağıyla birlikte yaklaşık birer parmak kalınlığında halkalar halinde kestiğim soğanları orta ateşte çevirmeye başlıyorum. Üzerine de biraz tuz gezdiriyorum. Her tarifte söylüyorum, yine söyleyeyim, deniz tuzu kullanmaya gayret edin. Rafine sofra tuzları çok fazla katkı içeriyor, bunları kullanmayın. Soğanlar yavaş yavaş pişerken biberi de dilimliyorum ve tavanın bir kenarına atıyorum. Soğanlar ve biberler iyice karamelize olana kadar kendilerini ara sıra çevirerek pişirip, bir kenara alıyorum.

Sıra esas oğlanda. Antrikotun iki tarafını tuz ve taze çekilmiş karabiberle iyice tatlandırdıktan sonra aynı tavaya atıp, altını biraz kısıyorum. Maksat soğan ve biberlerin lezzeti de iyice geçsin ete :)

Bu arada bageti ikiye bölüp, sandviç yapmak için kenarlarından derin bir kesik atarak işe devam ediyorum. Dil peynirini elimle uzun ince iplikler halinde bölüp ekmeğin içine düzgün bir şekilde yerleştiriyorum. üstlerine soğan ve biberleri de yerleştirip, peynirler biraz erisin diye tost makinasında ısıtıyorum.

Bu arada antrikotumu da her iki tarafı da hafif ateşte 5'er dakika civarı çevirerek pişirip kenara alıp biraz bekletiyorum. Amaç, et pişerken kaynamaya başlamış sularının biraz kendilerine gelmeleri. Manzara şöyle bakın:


Üzerine de özellikle favorim olan Tabasco Smoked acı sos döktüm bu etin bol miktarda, harika bir lezzeti var bu sosun, kesinlikle tavsiye ediyorum. Bu sandviçe farklı olarak güzel bir hardal veya bbq sos koyabilirsiniz, hepsi yakışır, ama mesela mayonez veya ketçap kullanmanızı kesinlikle önermiyorum, çok yavanlaştıracaklardır sandviçinizi.

Et ile ilgili her yazımda söylüyorum, yine söyleyeceğim, etinizi çok pişirdiğiniz zaman yumuşaklığını ve o güzel sularını kaybedersiniz, bunu yapmayın. Eğer alışık değilseniz zor gelecek biliyorum ama et az piştiği zaman daha güzel bana inanın. Benim sandviçte kullandığım nefis antrikotum bakın nasıl göründü dilimlediğimde...



Peynirler biraz eridikten sonra ekmeğimiz de hazır demektir. Yaklaşık yine birer cm kalınlıkta dilimlediğim antrikotları ekmeklere güzelce yerleştiriyorum. İşte son nokta... Bu sandviçi zevkle yiyeceksiniz, emin olabilirsiniz. Afiyet olsun!!!!
 

4 Ekim 2012 Perşembe

Rokfor Soslu Bonfile

Bir süredir pek fazla bloga zaman ayıramadım yine. Neyse ki dün geçenlerde yaptığım bir iki yemeğin fotoğraflarını bilgisayara yükledim nihayet, hazır yüklemişken de yazmaya başladım...

Bonfile... Etlerin bence en güzeli. Hem yağsız, hem de yumuşacık. O kadar da kolay ki pişirmesi, tek yapmanız gereken kalın dilimler kestirmek, ve asla ama asla dövdürmemek. İçi kırmızı kalmalı, eğer sevmiyorsanız bile bir şans verin, asla pişman olmayacağınızı garanti ederim. Vaktiyle Bursa'da yaşadığım dönemde, bir başka bonfile versiyonuyla arkadaşlarımı bir seferinde buna öyle bir alıştırdım ki, her seferinde daha az pişirmemi istediler desem yalan olmaz. O döneme ait "Evren bize yemek yap" konulu mailler bugün bu blogun temelini oluşturdu demek yalan olmaz :)

Gerçekten bizim Türk alışkanlıkları eti çok ama çok pişirmek şeklinde, bu bazı etlerde kabul edilebilir, örneğin bir kuzu incik... ama bonfile, antrikot, t-bone v.s. etler çok piştiği zaman lezzetlerinden çok şey kaybediyor. Onun için böyle etler yapacaksanız çok fazla pişirmemeniz gerektiğini unutmayın.

Rokfor peyniri, normalde tek başına kolay kolay yenebilecek bir peynir değil, kuvvetli kokusu ve tadı herkesin hoşuna gitmeyebilir. Ama etin yanına en yakışan lezzetlerden biri de bu sos. Hazırlaması da çok kolay. Aşağıda gördüğünüz tabakta hazırlanması en uzun süren şey patatesler oldu, onları da kızartmak yerine fırında pişirdim, 15-20 dk kadar sürdü pişmesi... Gerisi bir kaç dakika.

Patates kızartması bu tür et yemeklerine çok yakışır, ben dediğim gibi kızartmadım aslında, daha hafif olsun diye fırında tepsiye geniş geniş dizdiğim patatesleri 240 derecede yaklaşık 20 dakika pişirdim. Kızartma kadar lezzetli, ama çok daha hafif. Bu arada patatesleri de büyük marketlerde bulabileceğiniz ince çubuk patateslerden almıştım, hem daha çabuk hazır oluyor hem de çıtır çıtır... Bak acıktım şimdi düşününce bile :)

Tarif iki kişilik yine her zamanki gibi... Ama sos biraz fazla bile gelebilir iki kişi için, yani 3-4 kişilik bir miktar et için aşağıdakiyle aynı miktarda sos hazırlamanız yeterli olacaktır.

Malzemelerle başlayalım:

- 4-5 kalın dilim bonfile (bonfilenin kalın tarafından, her biri 1,5-2 parmak kalınlığında kestirin)
- bir paket hazır krema
- 80-100 gr rokfor peyniri
- tuz, karabiber
- istediğiniz miktarda hazır kızartmalık patates

Çok fazlasını mı beklediniz yoksa? Dediğim gibi çok basit bir tarif bu aslında.

Önce en uzun sürecek olan patatesleri bir fırın kağıdı üzerinde tepsiye dizip, önceden 240 dereceye ısıttığım fırında pişirmeye başlıyorum. Bir yandan da bonfilelerin her iki tarafına bol mikltarda tuz ve karabiber serpiyorum. Karabiber kesinlikle taze çekilmiş olmalı, tüm marketlerde kendinden değirmenli biberleri bulabilirsiniz, özellikle de renkli olanlardan mutlaka evde bulundurun. Etler tuz ve karabiberi çok sever, benden söylemesi :)

Sonra önce sosla başlıyorum. Bir sos tenceresinde bir paket kremayı koyup hafif ateşte ısıtmaya başlıyorum. Aynı zamanda benim meşhur ızgara tavasını da ısınması için altını açıyorum. Krema ısınıp kaynamaya başladığında rokforu içine ufalayıp, altını iyice kısıp karıştırmaya başlıyorum. Peynir eridikten sonra içine bol miktarda taze karabiber çekiyorum. Altını olabilecek en az şekilde açık tutarak ara sıra karıştırmaya devam ederken, tava iyice ısındığından dolayı artık etlerimi de pişirmeye başlıyorum. Her iki taraflarını 3-4 dakika pişirmek yeterli olur. Eğer biraz daha iyi pişsin derseniz 5-6 dakikayı yine de geçmeyin derim, bu et içi çok pişmeden yenmeli kesinlikle.

Etleri ve patatesleri tabağa aldıktan sonra, etlerin üzerine istediğim kadar sos döküyorum. Son süsleme olarak ben bu sefer evde başka birşey olmadığı için tane karabiber serptim, varsa ufak taze biberiye dalları da çok şık duracaktır.

Yapması gerçekten çok kolay, lezzeti de gerçekten mükemmel, mutlaka deneyin. Yanına da güzel bir kırmızı şarapla her türlü restoranda yiyebileceğinizden çok daha keyifli bir akşam yemeği sizi bekliyor olacak, nasıl olsa siz yaptınız, daha güzel ne olabilir :)

Afiyet olsun...


Kıymalı Makarna

Makarna kendimi bildim bileli ilk yaptığım yemek. Elbette peynir ekmeği saymazsak... Sanırım ilkokul 3 ya da 4'teydim, annemin toplantısı vardı ve ablamla acıkmıştık, birlikte makarna yapıp yemiştik acıkınca...

Yıllar içerisinde makarna konusunda çoook farklı denemeler yaptım. Herhalde bugüne kadar en sık yaptığım yemek oldu. En sevdiğim formül de kıymalı, sarmısaklı, domatesli... Yeme de yanında yat...

Makarna ile ilgili çok sayıda pişirme yöntemi var aslında, bazısı suya biraz tuz biraz zeytinyağı koydurur, bazısı çok pişirtir, bazısı az pişirtir, ama İtalyanların bu konudaki yöntemleri en doğrusu sanırım, zaten adamlar bulmuş makarnayı, haklarını teslim etmek ve onların yöntemini izlemek lazım.

Bir paket makarna kullanacaksanız, kesinlikle büyük bir tencere, bol bol su (5 lt kadar) ve bol bol bol tuz kullanın (ben tahminen 2-3 çorba kaşığı deniz tuzu kullanıyorum, daha bile fazla olabilir). Makarnanın ne olduğu çok önemli, marka vermek istemiyorum ama iyi kalite, fiyat olarakta nispeten biraz daha diğerlerinden fazla olan makarnalar var, kesinlikle bunlardan kullanmanızı öneriyorum.

Sos için gereken malzemeler kolay:

-1 adet orta boy kuru soğan
-400-500 gr. dana kıyma (az-orta yağlı)
-6 adet domates (veya üşenenler için bir paket domates püresi)
-4-5 diş sarmısak
-1-2 çorba kaşığı zeytinyağı
-bol miktarda taze karabiber
-isteğe bağlı miktarda kırmızı biber, köri

Makarnayı pişirmek işin püf noktası. Dediğim gibi, İtalyanlar ne diyorsa doğrudur konu makarna olduğunda. Bol su, bol tuz. Başka bir şeye gerek yok. Makarnayı atmadan önce suyun iyice kaynamasını beklemek lazım. Çünkü makarnayı attığınız anda bütün o fokurtular ortadan kalkacak. Makarnayı ben "al dente" seviyorum, yani hafif dişe gelmeli. Onun için de örneğin makarnanızın paketinde 10 dk pişirin diyorsa, 1-2 dk erken bırakmak ve 8-9 dk haşlamak lazım. Tercih meselesi ama ben böyle daha çok seviyorum, denemenizi öneririm.

Sosu pişirmeye başlamak için, suyu ateşe koyduktan sonra 5 dakika beklemek yeterli. Yaklaşık aynı sürede hem sos hem makarna hazır olacaktır.

Tavaya önce zeytinyağı ve küp küp kestiğim soğanı koyup soğanları kavurmaya başlıyorum. Soğanların rengi dönünce kıymayı da ekliyorum. Orta ateşte kıymayı güzelce kavurduktan sonra domatesleri içine rendeliyorum (veya domates püresini içeri döküyorum). Bir kaç dakika domatesleri iyice eritene kadar sık sık karıştırarak kavurmaya devam ediyorum. Sonra önceden soyduğum sarmısakları son 3-4 dakika kala sosun içine rendeliyorum. Ben sarımsağın tadını çok sevdiğim için sonlara doğru koyuyorum ki çok fazla tadı gitmesin. Siz tercihinize göre daha önce de koyabilirsiniz. Sosun altını kapatmama yakın kalan baharatları ekliyorum. Bol taze çekilmiş karabiber şart. Gerisi keyfinize, zevkinize kalmış.

Makarnayı ateşten aldığınızda süzmeden önce içine bir bardak kadar soğuk su daha ekleyip, bir kaç defa çalkalayıp öyle süzebilirsiniz. Bu yapışmayı biraz daha azaltır. Zaten al dente pişirilen makarna çok fazla yapışmıyor. Sosu koymadan önce de eğer biraz zeytinyağı gezdirirseniz o yapışma sorunu tamamen çözülür, lezzet olarakta güzel bir katkı yapabilirsiniz. Suyu süzdükten sonra da sosu makarnanın üstüne döküp, iyice karıştırdıktan sonra servis yapabilirsiniz.

İşi abartmak isteyenlere tavsiyem, özellikle taze parmesan rendeleyip üzerine serpemeleri... Parmesan pahalı arkadaş diyenler, o zaman güzel eridiğine emin olduğunuz bir taze kaşarı rendeleyerek (veya izmir tulumu) kullanabilirsiniz...

İşte makarnamız böyle bir görüntü sergiliyor...

Afiyet olsun!!!!