Sayfalar

12 Ağustos 2014 Salı

Gazpacho

Uzun zamandır hazırlıklarını sürdürdüğümüz bir işi sonunda gerçekleştirdik...

Blogum artık Youtube üzerinden tariflerle sizlerle...

İlk tarifimiz bir İspanyol yemeği, Gazpacho...
 
 
 


İyi seyirler!!!


23 Şubat 2014 Pazar

Somon Lakerda

Herşey geçen akşam babamla alışverişe gittiğimizde iki dilim somon almamızla başladı...

Somon'un faydaları saymakla bitmez... Efendim omega bilmemkaç deposu, antioksidan, yok efendim gözleri parlatır falan filan... Bunları geçiniz.. Esas önemli olan tarafı, somonun çok sayıda çeşitlilik sunan, nefis bir balık çeşidi olması. Biraz araştırırsanız, önünüze somon ızgara, somon füme, kremalı somonlu makarna, zencefilli sarmısaklı somon, somon tartar vs vs bir yığın tarif çıkar. Bu tarifi de yarın nasıl bir çeşitleme yapsam diye araştırırken gördüm (ki çok sevgili dostum Fikri Akçalı zamanında bu tarifi bana anlatmıştı ama uygulama şansım olmamıştı, buradan da günah çıkarayım kendisine) ve uygulamaya karar verdim.

Burada balığı ateşle falan pişirmek söz konusu değil. Bol miktarda tuzun içerisinde bir gün bekleterek balığı tuz yardımıyla pişiriyoruz. Aslında bir çok pahalı balık lokantasında da bu arkadaşın benzerlerini oldukça sağlam fiyatlara veriyorlar. Çok daha da az miktarda oluyor haliyle...

Bu tarif öğrendiğim kadarıyla bir İsveç yemeği, hazırlanış olarak bizim lakerdaya benziyor ama çok daha hızlı hazırlanıyor tabi, orijinal ismi Somon Gravlax ama bence Somon Lakerda demenin de hiç bir sakıncası yok :)

Şimdi, her zaman olduğu gibi malzemeyle başlayalım...

-1 parça somon fileto (eğer meze gibi bir şekilde kullanacaksanız adam başı 50 gr civarı yeterli olur, biz iki kişi 200 gr'lık bir filetoyla yaptık, bitiremedik)
-bol miktarda salamuralık deniz tuzu (alttaki fotoğrafta olduğu gibi, tane tane tuz olmalı)
-Tuzun yarısı kadar toz şeker
-dereotu

Somonun üzerinde eğer kalmışsa alt bölümdeki kılçıkları temizleyerek işe başlıyorum. Bir kasede balığın üzerini rahatça kaplayacak kadar salamura tuzu, şeker ve genel itibariyle yeşil bir görüntü sunacak kadar dereotu yapraklarını karıştırıyorum. Burada tam ölçüler veremiyorum çünkü bütün miktarlar aldığınız filetonun boyuyla ilişkili, üzerini tam bir katman şeklinde kaplayacak miktarda tuz kullanmak gerekiyor, ona göre ayarlamaya çalışın. Hazırladığım karışımı balığın etli kısmının üzerine iyice kaplıyorum. Sonrasında tabağı bol miktarda streç filmle kaplıyorum, buzdolabına koyduktan sonra da, balığın üzerine iyi bir ağırlık (ben döküm ızgara tavamı kullandım) yerleştirip, arkadaşları 24 saat boyunca unutuyorum.

Bir günlük bekleme süresi yeterli, bazı tariflerde 2 gün olursa daha da lezzetli olacağı rivayet ediliyor ama benim deneme şansım olmadı. Bu bekleme süresi sonunda tabakta bol miktarda su oluyor, onu döküyorum. İlk etapta görüntü şöyle...


Bu haliyle yemek mümkün değil elbette. Üzerindeki tuzu iyice bıçağın sırtıyla kazıyorum, hatta bir parça suya bile tutmak mümkün. Sonra işin en zor tarafına sıra geliyor, somonun derisinden kurtulmaya. Bu da aslında çok zor bir iş değil ama gerçekten keskin bir bıçak gerekiyor. Bir tarafından deriyi tırnakla hafif kaldırdıktan sonra, bir elimle yukarı çekerken, diğer elimle bıçağı sürerek deriyi çıkarıyorum. Nasıl yapıldığını görmek isterseniz youtube'da how to remove skin of salmon diye aratabilirsiniz. Deriyi çıkardıktan sonra, benim tavsiyem ince ince dilimlemek. Dilimleri de keyfinize göre bir şekilde tabağa dizdikten sonra, üzerine bir miktar daha dereotu serperek son haline getirebilirsiniz. Ben şöyle bir tabak hazırladım...




Özellikle somon severlere çok hararetli bir şekilde tavsiye ediyorum. Mutlaka deneyin, hazırlaması son derece kolay ve çok lezzetli oluyor. Hazırlandığı haliyle de dolapta bekleterek 2-3 gün saklamak mümkün.

Afiyet olsun!!!

17 Şubat 2014 Pazartesi

Kuzu İncik

Bazıları kuzu etini pek sevmez... Ne büyük hata... Oysa ki iyi pişirilmiş bir kuzu eti gibisi var mı? Siz de benle hemfikir iseniz, gelin nefis bir kuzu incik yapalım...

İncik, uzun pişirilmesi gereken bir arkadaşımız. Benim blogda genellikle verdiğim tariflere göre biraz farklılık taşıyor, ben burada çok hızlı yapılabilen lezzetli yemekleri daha çok paylaşmayı seviyorum. Ama bu sefer biraz uzun uğraştıran bir yemek tarifi vereceğim. Biraz zaman harcayacaksınız ama inanın memnun kalacaksınız...

Önce, adet olduğu üzere malzemeleri verelim, bu tarif 2 kişilik...

-2 adet kuzu incik
-2 adet chilli biber (acı tercih edenler için)
-5 diş sarmısak
-1 havuç
-1 kereviz sapı
-3-4 dal taze kekik
-2-3 adet defne yaprağı
-Yarım kilo küp küp doğranmış domates (veya bir kutu doğranmış domates konservesi)
-tuz, karabiber, kimyon, varsa smoked paprika ve iki çubuk tarçın 
-zeytinyağı
-bir bardak kırmızı şarap
-3-4 yemek kaşığı worchestershire sosu

Evet haydi başlayalım...

Önce eti biraz renklendirmemiz gerekiyor... Bunun için büyükçe bir tencereye bir iki yemek kaşığı zeytinyağı döküp ısınmasını bekliyorum. Sonra, incikleri atıp dışını biraz karamelize edip kahverengi olmasını sağlayana kadar her tarafını hızlıca mühürlüyorum (yani kahverengi olacak kadar pişiriyorum, içi bu aşamada pişmeyecek, sadece dışına güzel bir renk katıyoruz).

Etler mühürlendikten sonra, kenara alıp biraz bekletiyorum, üzerine toz baharatlarımı (tuz, karabiber, kimyon, smoked paprika, belki isteğe göre biraz kırmızı biber ve kekik bile olabilir) bol miktarda serpiyorum. Burada her tarafının baharatlanmasını sağlamanızı öneririm. 

Sonra, aynı tencereye yarım parmak kalınlığında dilimlemiş olduğum kereviz ve havuçları atıyorum, şarabı ekleyip iyice alkolü buharlaşana kadar ateşi yüksek tutuyorum. Alkol uçtuktan sonra, etleri sebzelerin üzerine koyuyorum. Sonra da domatesleri ekleyip, boyuna keserek içini açığa çıkardığım chilli biberlerini ve tarçın çubuklarını, defne yapraklarını, sadece kabuklarını soyduğum sarmısakları, worchestershire sosunu (benim kişisel favorim Lea Perrins) ve kekik dallarını ekliyorum. 

Bu noktadan sonra iki seçeneğiniz var. İsterseniz, eğer sapları fırına dayanabilecek bir tencereniz varsa, mesela bir döküm tencere olabilir, 180 derece fırında 2 saat pişirebilirsiniz. Bu ideal çözüm, bunu yaparsanız tencerenin kapağını kapatmaya da gerek yok, bütün malzemeleri koyduktan sonra biraz karışıp kendine gelene kadar 15 dakika hafif ateşte tutup, sonra önceden ısıtılmış fırına doğrudan atabilirsiniz etleri.

Eğer bu imkan yoksa (benim bu fotoğrafı çektiğimde olduğu gibi), o zaman düşük ateşte ara sıra etleri ve sebzeleri şöyle bir karıştırarak, yine 2-2,5 saat kadar pişirmeniz gerekiyor. Etin büyüklüğüne göre bu pişme süresini ayarlamak gerekiyor. Piştiğini anlamanız çok kolay, kemikten tutup şöyle çatalla etleri aşağı doğru bastırdığınızda etler kemikten sıyrılacak gibi oluyorsa işlem tamam demektir...

Servis için benim önerilerim, güzel bir beğendi (henüz tarifi yok bende ama yaparım kısa süre içerisinde), veya hemen aşağıda gördüğünüz patates püresi... 

Ya çok acayip oldu bu, iki fotoğraf paylaşayım :)



Sarımsaklı Patates Püresi

Et yemekleriyle patatesin iyi gittiği bir gerçek, bunu bir çok defa söyledim. Bugün de yine bir patates çeşitlemesini normalden biraz farklı bir şekilde yaptım, o kadar lezzetli oldu ki şaşırırsınız...

Patates püresini sevmem diyeni henüz görmedim. Ama bizde genelde pek bir atraksiyon olmaz püre diyince. İyice haşlanmış patates, tuz, yağ, süt vs. Bence o kadar da iddialı sayılmaz, biraz farklı bir lezzet olmalı... Gelin biraz standart dışına çıkalım.

Önce malzemeleri sayalım... 2-3 kişilik diyebilirsiniz...

-600 gram taze patates (eğer varsa en küçük olanları seçin)
-30 gr tereyağı (bir ince paketin 4'te biri, daha yağlı da yapabilirsiniz lezzet açısından ama bu kadar da yeterli oluyor, aman margarin falan kullanmayın ama...)
-40-50 gr dil peyniri
-bir adet iri diş sarımsak
-deniz tuzu ve taze çekilmiş karabiber

Önce elbette patatesleri haşlıyorum. Patatesler küçük olduğu zaman 15 dk yeterli olacaktır. Sonra eziciyle bir güzel eziyorum. Ben püre yaparken genelde patates biraz tane tane kalsın istiyorum,  o yüzden kesinlikle blender kullanmıyorum, patates ezici yoksa çatal da gayet güzel iş görüyor. Patatesler ezilince, içine tereyağını, küçük doğranmış sarmısakları ve ince ince didiklediğim dil peynirini ekliyorum. Bu sırada eğer haşlamayı yeni bitirdiysem zaten patateslerin sıcaklığı peyniri ve tereyağını eritmek için yeterli oluyor. Eğer gerekiyorsa, altını çok hafif açarak biraz su veya süt ekleyerek biraz ısıtabilirsiniz. Peynirin erimesi ama tencerenin dibine yapışıp yanmaması işin kritik noktası... Gerisi zaten çok çok kolay.

Çatalla iyice karıştırıp arada ağız tadıma göre tuz ve karabiber ekliyorum... 

Peki, bunu biraz daha farklılaştırmak istersek neler yapabiliriz? Hemen bir iki ipucu daha... Evde bunlar yoktu ben yaptığımda. Örneğin patates püresi içine az bir miktar (1 çay kaşığı kadar mesela) muskat cevizi rendeliyorum elimde varsa. Bunun haricinde en son pürenin altını kapattıktan sonra ekleyeceğiniz fazla incelmeden kıyılmış taze fesleğen yapraklarını da mutlaka deneyin derim. Özellikle patates püresi ve fesleğen bir arada enfes bir lezzet sunuyor. 

Alttaki fotoğrafta pişirdiğim kuzu pirzolaların normalden pek bir farkı yok, döküm ızgara tavamda sadece tuz ve karabiber ile pişirdim... Biraz daha farklı bir pirzola sunumu üzerinde yakında bir çalışmam olacak, o zamana kadar bu tarifiyle idare edebilirsiniz :)




Afiyet olsun :)

14 Ocak 2014 Salı

Fırında tavuk kanat

Sizi bilmem ama benim tavuk kanadına deli olduğum bir gerçek... Bu iş bibuçuk yüzünden oldu, o kadar güzel yapıyorlar ki, müptela olmamak zor... Evde mangalla pişirmek mümkün olmadığı için aynı lezzeti tutturmak kolay değil açıkçası ama, güzel bir tavuk kanadı yapmayı da bir süredir deniyordum, bu sefer fena olmadı sanırım... Bir not, elbette döküm ızgara tavasında yapmak her zaman için bir olasılık, ancak bu tür yağlı etlerde çok ciddi bir dumanaltı problemi yaşanıyor döküm tavada, o yüzden fırında yapmak en iyi çözüm. Amerikalılar kanatları derin yağda kızartır, eyvallah o da lezzetli ama kızartma tercih edeceğim bir pişirme tarzı değil. Fırında güzel oluyor merak etmeyin... E haydi başlayalım o zaman...

Önce, her zaman olduğu üzere malzemeler gelsin;

-1 kg tavuk kanadı
-1 dolu tatlı kaşığı acı biber salçası
-3 dolu tatlı kaşığı domates salçası
-1 tatlı kaşığı curry
-1 tatlı kaşığı kekik
-2 tatlı kaşığı smoked paprika (ona ayrıca değineceğim)
-isteğe göre kırmızı biber, karabiber, tuz
-2 yemek kaşığı zeytinyağı
-az bir miktar (yarım çay bardağı) su

Öncelikle smoked paprika konusuna biraz değinelim. Bizim memlekette pek bildiğimiz bir baharat değil bu arkadaş, genellikle baharatçılarda da bulmak pek olası değil. Toz biber görünümlü bu arkadaşlar fümelenerek kurutulmuş özel bir biberin toz haline gelene kadar öğütülmesiyle yapılıyor. Yemeklere nefis bir füme, is tadı katıyor. Adeta mangalda pişmiş gibi bir lezzet veriyor. Dediğim gibi çok kolay bulunan bir baharat değil, o yüzden fiyatı da bir hayli yüksek (100 gramlık kutusu 18 TL İstinye Park'ta örneğin). Ama ben müptelası oldum şimdiden, onu söylemeliyim...

Tarifimize gelecek olursak, ilk olarak kanatların haricindeki tüm malzemeyi büyükçe bir kasede iyice karıştırıyorum, çatal veya çırpıcı kullanabilirsiniz. İyice homojen bir hale geldiğinde, kanatları tek tek bu karışıma buluyorum ve fırının ızgara teline diziyorum. Kanatların hepsi dizildiğinde altında mutlaka bir fırın kağıdı yerleştirdiğim tepsi olacak şekilde ızgara telini önceden 200 dereceye ısıttığım fırınıma yerleştiriyorum. Bu şekilde yaklaşık yarım saat kadar durması gerekiyor fırında. Bir kontrol etmekte fayda var, derisi çok yumuşak kalırsa performansı düşer... Onun için mümkün olduğunca çıtır çıtır olduğuna emin olun derim. Eğer ızgara telinde pişirmek uymaz derseniz, derili kısımları alta gelecek şekilde dizip 15 dakika, sonra ters yüz edip bir 20 dakika daha pişirirseniz o şekilde de güzel olacaktır, ama bu durumda kanatların derisindeki yağ tepside kaldığı için istediğiniz kadar çıtır çıtır olmuyor, o da tecrübeyle sabit.

Görüntü bu... Harika oldu, deneyip yorumlarınızı yazarsanız da sevinirim...





Afiyet olsun :)

13 Ocak 2014 Pazartesi

Kereviz ve acılı tavuk

Bu aralar biraz daha fazla yazmaya karar verdim, uygulamaya alıyorum. 

Bugün size biraz farklı bir sebzeli tavuk tarifi vereceğim. Ben yaptığımda çok lezzetli oldu, sizlerin de hoşuna gider denerseniz. 

Önce malzemeler (2-3 kişi için):

-500-600 gram tavuk göğüs eti
-Bir paket kereviz sapı
-Bir adet taze chilli biberi (büyük süpermarketlerde bulabilirsiniz, acı istemiyorsanız bunu koymayın)
-3 diş sarmısak
-3-4 dal taze biberiye (kuru kullanacaksanız bir tatlı kaşığı olur)
-1-2 yemek kaşığı worchestershire sosu
-1-2 yemek kaşığı balzamik sirke
-Zeytinyağı, tuz, karabiber

Öncelikle, eğer kuşbaşı şeklinde almadıysam, tavukları küp küp doğrayarak işe başlıyorum. Daha sonra kereviz saplarını yaklaşık birer parmak kalınlığında dilimliyorum, chilli biberini ve sarmısakları da ince ince doğruyorum.

Bir wok'u ısıtıp içine ince bir katman olacak kadar zeytinyağı ekliyorum. Üzerine tavuklarımı atıp yüksek ateşte güzelce pişiriyorum. Bir iki dakika sonra da kereviz sapları ve chilli biberlerini ekliyorum. 3-4 dakika sık sık karıştırarak pişirdikten sonra sarmısak, ağız tadıma göre tuz (her zaman olduğu gibi deniz tuzu tavsiyemi tekrarlayayım) ve taze çekilmiş karabiber ve ayıkladığım taze biberiye yapraklarını ekliyorum. Bunlardan sonra ise hafif bir ekşilik katmak için worchestershire sosu (soya sosu da olabilir isterseniz ama bu daha lezzetlidir) ve balzamik sirke ekliyorum. 

Eklediğim soslar iyice buharlaştığı zaman bir iki dakika daha tavukların üzerleri biraz daha kızaracak kadar pişirmeye devam ediyorum, ve işlem tamam...

Chilli biberini eğer acı yemek seviyorsanız mutlaka denemenizi öneririm. Çok farklı ve keyifli bir lezzet veriyor koyduğunuz yemeklere. Eğer çok acı geliyorsa, biberi ortadan boylamasına ikiye dikkatlice kesip çekirdeklerini ve tüm o beyaz iç kısımlarını çıkarabilirsiniz. Bu arada chilli biberiyle uğraştıysanız, kesinlikle ilk iş olarak ellerinizi bol sabunla yıkayın ve yüzünüze, özellikle de gözünüze kesinlikle daha önce dokunmayın, çok ilginç yanma hisleri yaşayabilirsiniz, tecrübeyle sabittir :)

Yemeğin görüntüsü işte böyle, tadı alışılmış bir tavuk gibi olmadı kereviz sapı ve chilli sayesinde, denemenizi öneririm. Tabaktaki brokoliler ise hemen aşağıdaki tariften...







Afiyet olsun :)

8 Ocak 2014 Çarşamba

Buharda pişmiş brokoli





Uzun bir aradan sonra, yine seneyi devirdikten sonra bir tarifle geri dönmeye karar verdim. Bu sene daha yeni içerikler ve daha güzel tariflerle dolu bir içerik hazırlamak istiyorum, umarım başarılı olurum.

Sebze yemekleri genellikle benim blogumda biraz az sayıda kaldı, biraz bu konuya eğilmek gerek diye düşündüm. Bu sıralar biraz daha yoğun olarak karşınıza sebze türleriyle çıkmaya çalışacağım. 

Buharda pişmiş brokoliyle başlıyorum ilk olarak. Hatta abarttım durumu, yaseminli yeşil çay buharında pişirdim. Vaaay kulağa çok sofistike ve zor mu geliyor yoksa? 10 dakikada hazır olacak desem denemek ister misiniz?

Öncelikle, bu yemeği yapabilmek için bir buharda pişirme yöntemi gerek. Çeşitli mutfak malzemesi satan mağazalarda aparatlar var, ben İkea'dan bir tane almıştım. Şöyle bir alet:
STABIL buharda pişirici

Kullanılışı çok basit. Buharda pişirme aparatınızın üzerine pişirmek istediğiniz malzemeyi koyduğunuzda suyun deliklerden içeri girip malzemeye değmemesi gerekiyor... Ona göre, bir tencereye biraz su koyup kaynatıyorum, su kaynadıktan sonra ise içine bir miktar yaseminli yeşil çay yaprağı ekleyip bir beş dakika kadar üstü kapalı olarak demlenmeye bırakıyorum. Suyun rengi koyulaştığında brokolileri buharda pişirme aletinin üzerinde içeri bırakıyorum ve en fazla 10 dakika (ne kadar pişmiş olmasını istediğinize göre değişir bu süre, ben 6-7 dakikayı yeterli buluyorum) sonra altını kapatıp sebzeleri çıkarıyorum.

Bu kadar kısa sürede, yaseminli yeşil çayın da lezzeti hafif bir şekilde brokoliye siniyor ve çok lezzetli bir sebze yemeği sizler için hazır oluyor :) Bu kadar basit, bu kadar hızlı ve bu kadar sağlıklı bir yemek işte...





Fotoğrafta yer alan tavuk tarifi de çok yakında burada... 

Biraz tuz ve karabiber serptiniz mi işlem tamam, bonus olarak isteyenler az bir miktar balzamik sirke de deneyebilir... Afiyet olsun!!!

28 Ekim 2013 Pazartesi

Pazı Yatağında Bonfile

Benim iflah olmaz bir etsever olduğum tariflerden de malumunuz sanırım... Bugün de yine bir bonfile çeşitlemesiyle karşınıza geliyorum.

Hep söylerim, etlerin en güzeli bence bonfile. Yağsız ve yumuşacık bu et en güzel de az piştiğinde oluyor.

Önce malzemeler (2 kişilik):

-1 demet pazı
-1 orta boy kuru soğan
-4 dilim bonfile (kalın dilimler olsun)
-tuz
-taze çekilmiş karabiber
-2 yemek kaşığı zeytinyağı

Hazırlaması çok kolay, önce pazıyı anlatayım. Pazıları iyice yıkayıp temizliyorum. Saplarının kalın olduğu yerler biraz geç pişeceği için ve biraz da acelem olduğu için bu tarifi yaparken onları kullanmadım. Zaten pazı yaprakları da çok hızlı pişer, onların diriliğini kaybetmesini istemedim. Soğanı küçük küpler halinde kestim, zeytinyağı ile bir teflon tavada iyice karamelize olana kadar kavurdum. Sonrasında tuz ve karabiber ekleyip fazla ufaltmadan doğradığım pazı yapraklarını ekleyip 2-3 dakika kadar daha çevirdim. Pazı çok hızlı pişiyor, o yüzden ateşte fazla tutup diriliğini kaybetmemesi gerek. Eğer isterseniz buraya bir kaç kaşık taze krema da ekleyebilirsiniz, ben ağır olmaması için eklemedim. Krema da eklerseniz biraz muskat cevizi de rendelemek yakışacaktır.

Etleri ise her zamanki gibi pişirmeden yarım saat önce buzdolabından çıkardım ve oda sıcaklığına yaklaşmalarını sağladım. Bu önemli, çünkü soğuk eti sıcak tavaya direkt koyarsanız etin yumuşaklığını kaybetmesine sebep olur bu durum. Pişirme öncesinde etleri her zamanki gibi çok az zeytinyağı, deniz tuzu ve taze çekilmiş karabiberle tatlandırıyorum. İyice ısınmış döküm ızgara tavama etleri birbirine değmeyecek şekilde yerleştiriyorum. 2 yüzlerini de 3'er dakika kadar pişirip, yanlarını da hızlıca bir maşayla tavaya bastırıyorum. Sonuç işte bu :)





Afiyet olsun hepinize...

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Biberiyeli Patates

Daha önce de dedim, patates gerçekten süper bir malzeme, hem çok ucuz, hem her yerde bulunabiliyor, hem de çok kolay tariflerle çok güzel sonuçlar veriyor.

Bu çok basit tarifim de patatesle etlerin yanına eşlik edecek güzel bir lezzet.

Malzemeler:

-Kişi başı 2 adet orta boy taze patates
-bir kaç dal taze biberiye
-2-3 çorba kaşığı zeytinyağı
-tuz, taze karabiber

Öncelikle, patateslerimi çok iyi temizleyip, kabuklarını soymadan yaklaşık 10 dakika kadar haşlıyorum. Sonrasında patatesleri ortadan enine ikiye kesip, bir tavada kızdırdığım zeytinyağının içerisine kabukları dışarı bakacak şekilde yerleştiriyorum.


Ara sıra çevirerek, kabuk kısımlarının da kızarmasını sağlıyorum. Son aşamada tuz, karabiber ve biberiye yaprakları serpip, biberiyeler yanmadan hızlıca tabağa alıyorum. Bu kadar basit...


Afiyet olsun!!!

Kremalı Mantar Soslu Antrikot

Mantarı sever misiniz? Pek çok kişi için cevap evettir diye tahmin ediyorum. Yavaş yavaş farklı türlerinden de örnekleri tezgahlarda görmeye başladığımız mantar, bir kaç farklı tarifle çok güzel sonuçlar verebiliyor. Bunlardan birisi, oldukça lezzetli birisi, bugünkü tarifimizin konusunu oluşturuyor.


Bu pazar akşam yemeğine özel bir konuğum vardı, o yüzden günler öncesinden yemek tarifleri kurcalamaya, Gordon Ramsey ve Jamie Oliver izlemeye başladım. Bu tarifte de, aslında biraz onların yaptıklarını baz alarak kendim doğaçlama yapmaya çalıştım. Sonuçları da oldukça iyi oldu, sadece biraz kendime göre fazla pişmiş buldum etleri, o yüzden pişirme süresini kısaltacağım bir daha yaptığımda...

Malzemeler (2 kişiliktir):

-2 dilim dana antrikot
-8 adet arpacık soğanı (ya da 1 adet orta boy soğan, ama bulabilirseniz arpacık soğanı çok güzel sonuç veriyor inceliğiyle)
-2 diş sarmısak
-2 çorba kaşığı krema
-1 çay bardağı kadar beyaz şarap
-2 çorba kaşığı kadar zeytinyağı
-tuz, taze çekilmiş karabiber

Öncelikle malzemeleri hazırlıyorum. Etleri buzdolabından çıkarıp mümkün olduğunca oda sıcaklığına getirene kadar bekliyorum. Sonra iki yüzlerine de tuz ve karabiber serpiyorum. Arpacık soğanlarını 2'ye bölüp incecik dilimliyorum, mantarları ince ince dilimliyorum. Sarmısakları da yine ince ince kıyıyorum.

Pişirmeye ilk olarak etlerle başlıyorum. İyice ısınmış teflon bir tavada her iki yüzlerini 2-3 dakika kadar pişiriyorum ve etleri bir tabakta beklemeye alıyorum. Sonra, aynı tavada hiç bir temizlik yapmadan, altını biraz kısıp zeytinyağını ve soğanları atıyorum. Bu sırada da tavanın dibinde etten kalmış olan kalıntıları bir spatulayla bir güzel kazıyarak soğanları daha lezzetli hale getiriyorum.

Soğanları 2 dakika kadar çevirdikten sonra sarmısak ve mantarları ekliyorum, sık sık karıştırarak pişiriyorum. Mantarlar suyunu bırakırken şarabı ekliyorum. Burada bir not, sosun tadının bozulmasını engellemek için çok düşük kalite bir şarap kesinlikle kullanmayın. Lezzetli bir şarap olması sosu çok daha lezzetli hale getiriyor. Şarap biraz çektikten sonra, 2 kaşık krema, tuz ve karabiberi ekleyip iyice karıştırıyorum. Hatta bakın şimdi aklıma geldi, biraz muskat rendesi de bu aşamada çok güzel bir lezzet katabilir, benden söylemesi :)

Krema da iyice karışıp sos kıvam aldığında, beklemeye aldığım etleri de tekrar tavaya alarak sosun içine adeta gömüyorum. Bir iki dakika da bu şekilde pişirdikten sonra işlem tamam :)




İşte görüntü bu, gerçekten çok ama çok lezzetli oldu. Yanına yaptığım patatesler de çok kolay, onların tarifi de çok yakında gelecek, ama genellikle böyle kremalı ağır bir yemekle fazla yağlı olmayan, hafif bir ek lezzet kullanmakta fayda olacağını düşünüyorum. Izgara sebze gibi bir şeyler de düşünülebilir.




Afiyet olsun!!!!!

28 Temmuz 2013 Pazar

Milföy börek

Milföy börek? Hele evde biraz peynir sucuk vs. varsa ne kadar hızlı ve kolay biliyor musunuz? 

Bunu ilk denememden bu yana oldukça uzun zaman geçti... Sonra bir defa daha yaptım... O da oldukça uzun zaman önce aslında... Ama çok çabuk hazırlayabileceğiniz nefis bir tarif işte... Özellikle de evde bir şarap peynir gecesinden kalma malzemeleriniz varsa...

Önce malzemeler... Her zaman olduğu gibi...

-İstediğiniz kadar milföy hamuru
-Sevdiğiniz peynir çeşitlerinden bir karışım
-Bir kaç dilim, tercihan küp doğranmış sucuk
-1 yumurta
-tuz, karabiber...

Öncelikle milföy hamuru çözülmeli, onları buzluktan çıkarıyorum ve yumuşamalarını bekliyorum. Hamurlar yumuşadığında üzerine biraz un serptiğim bir yüzeyde merdaneyle açıyorum. Hamurların yarısını taban olacak şekilde yağlı kağıt serdiğim bir fırın tepsisine yerleştirip gerekiyorsa birleştiriyorum. Sonra bu katmanın ortasına keyfime göre hazırladığım içi yerleştiriyorum. 

Üstüne yine unlu tezgahta tabanla aynı boyuta açtığım milföy hamurlarını yerleştirip, kenarlarını güzelce katlayarak birleştiriyorum ki, peynir eriyince akmasın. Üst katmanın üzerine çırptığım ve karabiberle tatlandırdığım bir yumurtayı iyice sürüyorum. Sonrasında da, eğer istersem bir bıçakla hamur üzerine desenler çiziyorum.

200 dereceye ısıtılmış fırında üstü iyice kızarana kadar pişiriyorum... Budur... Denemenizi tavsiye ediyorum, çok ama çok lezzetli oluyor...





Afiyet olsun!!!




Pesto Soslu Tavuk Izgara

Evet, bu ara biraz daha fazla yazmaya başlıyorum, umarım bunu biraz daha sürdürebilirim.

Pesto sosu, yiyen çoğu kişinin çok sevdiği, ama genellikle çok karışık ve zor olduğu düşünülebilecek bir sos. Çünkü çok lezzetli ve zengin bir sos. Yani en azından bir bakana kadar ben de öyle sanıyordum. Lakin o kadar zor da değilmiş. Bunu da sağolsun cafe fernando (ki kendisi benim bu blogu kurmama sebep olmuş olan sitedir, biraz daha kolay ve kısa sürede yapılan tarifler ile bu işe girişmek istedim ben de) burada nefis bir şekilde anlatmış. Bu tarifi ihtiyacınıza göre ölçeklendirerek pesto sosunu hazırlamanız mümkün. 

Kısaca kendi hazırladığım sos için ne kadar malzeme kullandım:

- 3 demet fesleğen
- 200 gr parmesan
- 6 diş sarmısak
- 1 büyük bardak zeytinyağı
- 70 gr çam fıstığı
- 70 gr ceviz
- az biraz da tuz

Ceviz ve çam fıstıklarını yağsız olarak biraz kavurduktan ve soğumaları için bekledikten sonra, bir mutfak robotu veya blender ile hepsini güzelce karıştırdım, nefis bir sos oldu... Fazla fazla da olduğu için yarısından fazlasını dondurup buzlukta bekletiyorum...




Peki tavuk ızgara? O da çok kolay... İki yolu var bunun... Ya ince filetolardan alıp tavada 5 dakikada hazır edeceksiniz, ya da daha kalın parçalardan kullanacaksanız fırında pişireceksiniz.

Ben dün ince filetoyla yaptım, etlerin iki tarafına tuz ve karabiber serptim ve iyice ısıttığım teflon tavada iki yanı renk alana kadar pişirdim. Çok çabuk hazır oldu. 

Üstüne de bol bol pesto sosundan sürdüm. Bu kadar da basit işte... Sos hazır olduktan sonra da zaten bütün iş 5 dakika, daha fazla değil. Tabakta tavukların yanında da bir önceki tarifimde yer alan sebzeli makarnayı kullandım.

Gayet basit, hafif ve lezzetli oldu. Herkese afiyet olsun :)


23 Temmuz 2013 Salı

Parmesanlı Sebzeli Makarna

Yahu hiç demiyorsunuz ki, Evren bu kadar zamandır hiç tarif yazmadın, bu ne laubalilik, ne lakayıtlık? Doğru valla, nefis yemekler yapıyorum ama bir türlü tarifleriyle fotoğraflarıyla uğraşamadım son dönemde. Haklısınız...

Biraz tekrardan hareketlenmek lazım gerçekten...

Makarna konusunda herkes kadar ben de sevgi dolu bir insanım. Aslında favori makarnalarım genellikle kıymalı soslarla yapılanlar, ama ara sıra sağlıklı bir şeyler olsun diye bu sebzeli tarifi de yapabiliyorum. Bakalım neler anlatabileceğim sizlere...

Önce malzemeler:

-Sevdiğiniz bir paket makarna
-1 adet patlıcan
-1 adet kabak
-1-2 adet kırmızı biber
-3 adet domates rendesi
-4-5 diş sarmısak
-200 gr mantar
-taze çekilmiş deniz tuzu
-taze çekilmiş kara biber
-bol taze rendelenmiş parmesan 
-bir avuç dolusu fesleğen yaprağı

Aslında her zaman olduğu gibi kolay ve en fazla 30 dakikada sofraya gelecek bir tarif, ama lezzeti muhteşem...

Öncelikle, bir tencerede 4-5 litre suyu kaynatmaya başlıyorum. Makarna yaparken lezzetli olması için çok basit bir ipucu var, makarnayı bol su ve bol tuzla haşlamak. Bol tuz derken, rahatlıkla 1 çorba kaşığı, hatta 2 bile olur, makarna zaten suyun içindeki tuzu çok az çekecektir. O yüzden elinizi korkak alıştırmayın. Suyun içine makarna yapışmasın diye zeytinyağı da eklemek gereksiz bu arada, onu da hemen söyleyeyim, bol su içinde haşladığınız makarna zaten yapışmaz. Bir diğer püf noktası da, makarnanın suyu iyice fokurdayana kadar içine makarnaları atmayın. Bir öneri de, ben genellikle makarnaları paket üzerinde yazan süreden 1 dakika daha az pişiriyorum, böylece al dente dediğimiz, daha dişe gelen bir kıvamda oluyorlar. Bunu da deneyin derim.

Sebzeleri hazırlamak biraz zaman alıyor sadece, patlıcanı alacalı şekilde, kabağı tamamen soyuyorum. Her ikisini de benzer boyutlarda (örneğin uzunlamasına 4'e kestikten sonra, 1'er cm civarı kalınlıkta kesebilirsiniz) doğruyorum. Biber ve mantarları da boyutlarına göre bu arkadaşlara uyum sağlayacak şekilde doğruyorum. Sonra, 3 adet domatesi rendeliyorum.

Makarna suyunun altını yaktıktan sonra, sebze sosunu pişirmeye başlıyorum. Bir wok içerisinde iyice kızdırılmış zeytinyağına, biber, kabak ve patlıcanları atıp çevirmeye başlıyorum. Zeytinyağı 1-2 çorba kaşığı kadar yeterli olacaktır, fazlasına gerek yok. Onlar biraz terleyip renk almaya başladığında mantarları ekleyip biraz da onları çeviriyorum, 2-3 dakika yeterli. Sonrasında ise domates rendesi ekliyorum. Bir süre daha çevirip, kaynamaya başlamalarını bekliyorum, kaynamaya başladıktan sonra, ara sıra karıştırarak sosun daha koyu bir kıvam almasını bekliyorum.

Sos koyulaşmaya başlarken, kabukları soyulmuş sarmısaklarımı içine rendeliyorum. Ben sarmısak tadını yoğun sevdiğim için daha geç ekliyorum, daha az baskın olsun isterseniz domateslerle birlikte de ekleyebilirsiniz. Sonra keyfinize göre sosa tuz, karabiber, biraz da kırmızı biber ekleyebilirsiniz, ağız tadınıza göre ayarlayın.

En son, makarnanın suyunu süzdükten sonra (sudan bir bardak kadar ayırıyorum), makarnaları wok'un içine aktarıp, orada az önce ayırdığım makarna suyunu da ekleyip iyice sosla birleştiriyorum. Aynı anda fazla küçültmeden doğradığım fesleğen yapraklarını da işin içine sokuyorum. 

Makarna sosla iyice birleştikten sonra servis tabaklarına hızlıca alıp, üstüne bol taze rendelenmiş parmesan ile servis yapıyorum (hazır toz gibi olan rendelenmiş parmesanlardan almayın, parça alıp rendelemek çok daha lezzetli bir makarna olmasını sağlıyor, hem de fiyat olarak daha mantıklı!). Anlatması uzun ve zormuş gibi görünebilir ama gerçekten çok kolay ve nefis bir tarif. Mutlaka deneyin derim... Hatta öyle nefis ki, ilk defa olarak fotoğrafını ancak ikinci tabağı koyduğumda çekebildim, tabaktaki kalıntılar o yüzden, kusura bakmayın :)




Afiyet olsun!!!!

31 Ocak 2013 Perşembe

Harika Hamburger

Kabul edelim, hepimiz çocukluğumuzdan beri hamburgeri çok severiz...

Uzun bir süre Türkiye'de hamburger büyük zincir markaların tekelinde kaldı. Bu hamburgerler ince ve çok ciddi proseslerden geçmiş etleriyle aslında çok zararlı, hepimiz biliyoruz bunu. Ama lezzetleri güzeldi ve başka alternatifleri de yoktu. Ancak son yıllarda oldukça güzel, kocaman gerçek köftelerle ve çeşit çeşit lezzetlerle farklılaştırılmış hamburgerler yapan yerler nihayet ülkemizde de bulunur oldu. İyi de oldu :)

Bu tarifimde, bu hamburgerleri asla aratmayacak nefis bir formül paylaşacağım sizlerle. O kadar kolay ki aslında, bu kadar kolay olduğuna inanamayacaksınız. Benim de misafirlerime en çok yaptığım yemeklerden biri bu hamburger, her yiyen tekrar istiyor, gerçi son yaptığım seferde az pişirmeyi biraz abarttığım için şikayet aldım ama yine de nefisti :P

Küçük bir bilgi de verelim madem konu hamburger... Çok kişi onun alman kökenli bir yemek olduğunu düşünmüştür ismi dolayısıyla... Aslında isim kökeni olarak evet, Hamburg'lu demek... Aslen hamburgeri 1900 yılında New Haven Connecticut'ta Louis' Lunch restoranının sahibi Louis Lassen bulmuş. Ülke çapında tanınması ise 4 yıl sonra, 1904'te St. Louis Dünya Fuarı sırasında olmuş ve New York Tribune gazetesi hamburgeri "zirvedeki bir yemek satıcısının keşfi" olarak tanıtmış. Gerçi Louis Lassen'in karşısına "önce ben buldum" diyen çok sayıda rakip çıkmış sonradan ama kaynaklar (wikipedia) kendisinin mucit olduğunu söylüyor :) 

Tarifin kolaylığına şaşıracaksınız. Gerçi önce köfteyi anlatacağım. Yanına da çeşitli süsleme önerilerim olacak, orada tamamen kendi ağız tadınıza kalmış, ne şekilde isterseniz lezzeti zenginleştirebilirsiniz... 

Hamburger köftesi için kritik nokta, seçeceğiniz kıyma. En güzel köfte kıyması, dana döş etinden oluyor. Biraz yağlıca bir kıyma ama bana güvenin ve bunu kullanın. Sonrasında bir püf noktası daha, kıymayı sadece bir sefer çektirin. Ve, her bir hamburger için 200 gr kıyma alın. Bu kadar basit. 

Malzeme şöyle:

-Beğeninize göre bir hamburger ekmeği (ben daha önce bazlama ve gobit ekmeğiyle bile yaptım)
-Adam başı 200 gr. dana döşten tek sefer çekilmiş kıyma
-Çekilmiş deniz tuzu
-Taze çekilmiş kara biber

Bu kadar. Gerçekten. Ne soğan, ne sarmısak, ne ekmek, ne yumurta, ne gizemli baharatlar... Sadece bol miktarda kara biber, her köfte başına bir iki çay kaşığı kadar, ve yine köfte başına bir çay kaşığı kadar deniz tuzu. Yoksa siz daha zor mu sandınız?

Yapmanız gereken, kıymayı bu malzemelerle karıştırırken çok fazla ezmemek. Hafif hafif yoğurarak kıymayı o "tane tane" yapısından çok fazla çıkarmamaya gayret edin.

Sonra da şöyle en az bir parmak kalınlığında kocaman köfteler hazırlayın. Kızgın bir teflon tavada veya tercihen bir ızgara tavasında beğendiğiniz ölçüde pişirin. 

Sonra süslemeler size kalmış. Ben genelde tereyağında iyice karamelize ettiğim soğanlar, mantar sote, cheddar peyniri, dana veya yiyorsanız domuz bacon, acı hardal, mayonez, sarmısaklı mayonez, bbq sosu, ketçap, yeşillik, domates turşu, keyfim o gün ne getirdiyse öyle hazırlıyorum :)

Bir de sürprizli hamburger köftesi var, ama onu daha sonra fotoğrafı olunca anlatırım :) Şimdilik bu fotoğraflarla idare edin :)

Afiyet olsun :)





5 Ocak 2013 Cumartesi

Fırında Kremalı Patates

Özellikle son dönemde ağırlıklı olarak ızgara et tarifleri veriyorum. Bu kadar tarifi verirken, dün akşam antrikot yanına çok yakıştığını düşündüğüm Fırında Kremalı Patates'ten yaptım, o kadar güzel oldu ki, hemen yazmak gerekti :)

Son dönemlerde şık café'lerde de karşımıza sık sık çıkıyor patatesin bu nefis versiyonu. Aslında zor bir yemek gibi görünse de, tek zor tarafı sanırım patatesleri ince ince dilimlemek, gerisinde hiç bir zorluk yok.

Bu tarifte vereceğim malzeme rahat rahat 4 kişiye garnitür olarak yetecektir.

- 6 adet orta boy patates
- 1 paket krema
- 1 adet muskat cevizi
- 2 dal taze biberiye
- 2-3 diş sarmısak
- 2 tatlı kaşığı tuz
- 1-2 tatlı kaşığı karabiber
- 1 yemek kaşığı zeytinyağı
- 1 su bardağı taze kaşar

Öncelikle elbette patatesleri güzelce yıkayıp kabuklarını soyuyorum. Sonra incecik dilimler kesiyorum. Pek kolay değilmiş gibi görünebilir ama iyi ve iri bir bıçakla çok kolay olduğunu söyleyebilirim. Eğer evinizde sebze kesmek dilimlemek için yeni çıkan "nicer dicer" ve benzeri alet edevattan da varsa zaten bir iki dakikada dilimleri hazırlamış olursunuz. Önemli olan, patateslerin olabildiğince ince olmaları, 1-2 mm'lik dilimler. 

Sonra bir kabın içine sarmısakları ve muskat cevizinin yaklaşık yarısını rendeliyorum. Taze biberiye dallarından yaprakları yukarıdan aşağıya doğru çekerek söküyorum, bıçakla biraz kıyıyorum. Tuzu ve karabiberi, en sonunda da kremayı katıp hepsini iyice karıştırıyorum. Eğer kremanız katıysa biraz sütle daha akışkan hale getirebilirsiniz. Sonra bir cam fırın kabının içini zeytinyağıyla yağlayıp, patatesleri kat kat dizmeye başlıyorum. Her katın üstüne de 2-3 kaşık kadar kremalı karışımdan döküyorum. Elimdeki patateslerin hepsi fırın kabına girdikten sonra kalan kremalı karışımı tepesine boca ediyorum ve önceden 180 dereceye ısıttığım fırınıma atıyorum.

Yaklaşık yarım saat kadar piştikten sonra (arada kontrol edebilirsiniz, patateslerin yumuşamasını beklemek gerek) üstüne bütün taze kaşarı yayıp tekrar fırına atıyorum. Kaşar iyice eriyip hafiften kızarmaya başlayınca işlem tamam... 

Görüntü de olağanüstü :) 



Tabağın tamamı da nefis görünüyordu, fotoğrafını paylaşmadan edemeyeceğim :) Mantarı bir diş sarımsakla zeytinyağında sote ettim, biberleri de ızgara tavamda pişirdim. Eti de her zamanki gibi bol tuz ve karabiber ile, çok az da üzerine zeytinyağı gezdirip yine ızgara yaptım. Ve tabii ki az pişirdim :)


Antrikotun pişirirken ne halde olduğunu da görmenizi istiyorum. Dökme demirden ızgara tavası diyorum ya hep, dediğim kadar var inanın...


 Evet, bize gerçekten afiyet oldu, size de olsun :)




1 Ocak 2013 Salı

Lokum Bonfile

Yine iki aydır doğru dürüst bir tarif yazamadan geçti gitti, yıl bile değişti...

Yeni yılın ilk gününde bir deneme yaptım, fena da olmayınca buraya yazmaya karar verdim...

Bu aralar steakhouse'lar çok revaçta... Nusr.et, Günaydın, Ankara'da Butcha, Dükkan falan derken liste uzayıp gidiyor. Hepsinin ortak noktası iyi kalite etleri gerçekten çok doğru tekniklerle pişirerek servis yapmaları. Bu sayede çok popülerler, bir yandan da ciddi şekilde pahalı oldukları da bilinen bir gerçek. Peki, bu lezzetleri kendiniz yapamaz mısınız? İlla bir tabak ete 50 tl civarı ödemek şart mı? Tabii ki hayır.

Bu tür restoranların çoğunda tadımlık olarak verilen bir örnek, Lokum adında. Adı üstünde, lokum gibi, yumuşacık ve sulu bir et. Peki nasıl yapıyorlar da bu kadar güzel oluyor? İşte şöyle...

Öncelikle kasabınızdan adam başı 200-250 gr kadar dana bonfile alın ve temizletin. Eğer kendiniz dilimlemeye üşenirseniz, ki ben öyle yapmadım ama yine de söyleyeyim, eti yaklaşık yarım santimetre kalınlığında dilimlere kestirin. Sakın eti dövdürmeyin, bütün olayı kaçırırsınız.

Bu tarifi yapmak için evinizdeki iyi bir teflon tavayı da kullanabilirsiniz, ama benim kesin tavsiyem döküm demirden bir ızgara tavası kullanmanız. Üzerindeki ızgaralar sayesinde etinizi aynen o restoranlardaki gibi izli şekilde pişirebilirsiniz, ayrıca ısıyı çok iyi tuttuğu için bu tavalarla pişirme süresi böyle ince etlerde çok kısa, 5 dakikada hazır...

Eti oda sıcaklığına gelene kadar bekletip, üstüne bol bol taze çekilmiş karabiber ve deniz tuzu serperek her iki tarafını da çeşnilendiriyorum. Bir yandan da tavamın altını iyice açıp ısıtmaya başlıyorum. Et öncesinde eğer yanına sebze ızgara yapmak isterseniz sebzeleri de tavaya atabilirsiniz. Ben bugün biraz kırmızı biber ile köy biberi ızgara yaptım, etin yanına yakıştı.

Etleri tavanın iyice ısındığına emin olduğunuzda tavaya dizin. Bir püf noktası, ızgara olarak pişirirken etlerin birbirine değmemesi gerekir. Çünkü etler birbirine değdiği zaman birbirinden gelen buhar ile hafif bile olsa haşlanma etkisi yaşayacaklardır, bunun olmasını istemiyoruz, o yüzden de aralarında biraz yer bırakın, zaten bütün et o kadar kısa sürede hazır oluyor ki, iki turda pişirseniz de sorun değil :)

Etin her iki yüzünü de 1-1,5 dakikayı geçmeyecek şekilde pişirin ve ateşten alın. Daha fazlası gereksiz, hep söylüyorum, yine söyleyeceğim. Etin içi kırmızı kalsın, bırakın az pişmiş olsun. Hem bu ince etler bunu denemek için çok uygunlar. farkı kesinlikle göreceksiniz, sulu ve yumuşacık etleri yedikçe o kırmızı rengi daha da çok seveceksiniz. Ateşten aldığınız etlere de "dalmadan" önce bir iki dakika eti dinlendirin ki ızgara sonrası etin suları iyice kendine gelsin, merak etmeyin hemen soğumuş olmayacak :)

Geleneksel olarak bu eti yanında bol miktarda patates tava ve isterseniz ızgara sebzeler ile servis yapabilirsiniz. Hele hele biraz (dayanabilirseniz bayağı acı) hardalınız varsa mutlaka yanına bol miktarda bulundurun derim.


Afiyet olsun :)

28 Ekim 2012 Pazar

Evde balık pişirmek: Fırında Lüfer

Bu sene balık sezonuna şanslı başladık. Önce palamut gayet bereketli bir şekilde sularımıza ve sofralarımıza konuk oldu. Yavaş yavaş mevsimi gelen, bence balıkların sultanı lüfer de bu aralar gerçekten bol ve inanılmaz fiyatlara bulunabiliyor.

Bundan yararlanmamak olmazdı elbette :)

 
Dün akşamüstü Kadıköy çarşıya attık kendimizi, Lüfer tezgahlarda bol bol bulunuyor, fiyatı da tanesi 10 TL!!! Hemen kaptık iki tane, hızımızı alamayıp biraz da meze aldık, taptaze rokalarla cherry domateslerden de bir salata hazırladık, zeytinyağı, limon ve nar ekşilisinden.... Rakısız gitmezdi, gitmedi :)

Neyse, balığı anlatacaktım, dikkatimi dağıtmayın :)

Bu sefer iş çok kolay...

- 2 adet lüfer (temizlenmiş elbette)
- 4 ince limon dilimi
- 4 defne yaprağı
- 2 kalın dilim soğan
- Cajun baharatı
- az da zeytinyağı

Önce fırını 200 dereceye ısıtıyorum. O ısınırken iyice yıkadığım balıkların kafasının ve gövdesinin içine birer defne yaprağını koyuyorum. Balığın içine ve dışına da birer dilim limon yerleştiriyorum. Fırına koymadan önce balıkların dışını az bir zeytinyağıyla yağlıyorum. Birer dilim soğanın da üzerini cajun baharatıyla tatlandırıp aynı tepside fırına atıyorum. Yaklaşık 25 dakika sonunda tabaklardaki manzara işte bu... Afiyetler olsun :)



 
 


27 Ekim 2012 Cumartesi

Antrikotlu Cheese & Steak Sandviç

Bazen canım güzel bir sandviç yapmak istediğinde kullandığım bir tarifle bugün sizlerleyim.

Sandviç denen arkadaşı kim icat ettiyse nur içinde yatsın, hem çok lezzetli hem de çok kolay tarifler yapmamızı sağladı çünkü.

Normalde ekmek içine ne koysanız gider neredeyse, ama buna biraz tarz ve ekstra lezzet katmamızın niye sakıncası olsun ki? Ben bu sandviçi biraz önce yaptım ve bir güzel gitti ki sormayın. En fazla da 15 dakika sürmüştür, ki bu lezzette bir yemek için kesinlikle değer bence. İki kişi yenecek pratik bir öğlen yemeği için kesinlikle öneriyorum. Hatta akşam yemeği olup yanında güzel bir kırmızı şarapla bile denenebilir, o kadar lezzetli, iddia ediyorum :)

Önce malzemeler:

- 250 gr civarı kalınca kesilmiş bir dilim antrikot
- 1 adet mümkünse kalın kabuklu baget ekmeği
- 1 adet orta-iri boy kırmızı soğan
- 1 adet yeşil biber
- tuz, taze çekilmiş karabiber
- 1 çorba kaşığı tereyağı
- 1 dilim dil peyniri
- tercihinize göre sos (tabasco, bbq sos veya hardal)

İşe kırmızı soğanla başlıyoruz. Kaliteli bir teflon tavada tereyağıyla birlikte yaklaşık birer parmak kalınlığında halkalar halinde kestiğim soğanları orta ateşte çevirmeye başlıyorum. Üzerine de biraz tuz gezdiriyorum. Her tarifte söylüyorum, yine söyleyeyim, deniz tuzu kullanmaya gayret edin. Rafine sofra tuzları çok fazla katkı içeriyor, bunları kullanmayın. Soğanlar yavaş yavaş pişerken biberi de dilimliyorum ve tavanın bir kenarına atıyorum. Soğanlar ve biberler iyice karamelize olana kadar kendilerini ara sıra çevirerek pişirip, bir kenara alıyorum.

Sıra esas oğlanda. Antrikotun iki tarafını tuz ve taze çekilmiş karabiberle iyice tatlandırdıktan sonra aynı tavaya atıp, altını biraz kısıyorum. Maksat soğan ve biberlerin lezzeti de iyice geçsin ete :)

Bu arada bageti ikiye bölüp, sandviç yapmak için kenarlarından derin bir kesik atarak işe devam ediyorum. Dil peynirini elimle uzun ince iplikler halinde bölüp ekmeğin içine düzgün bir şekilde yerleştiriyorum. üstlerine soğan ve biberleri de yerleştirip, peynirler biraz erisin diye tost makinasında ısıtıyorum.

Bu arada antrikotumu da her iki tarafı da hafif ateşte 5'er dakika civarı çevirerek pişirip kenara alıp biraz bekletiyorum. Amaç, et pişerken kaynamaya başlamış sularının biraz kendilerine gelmeleri. Manzara şöyle bakın:


Üzerine de özellikle favorim olan Tabasco Smoked acı sos döktüm bu etin bol miktarda, harika bir lezzeti var bu sosun, kesinlikle tavsiye ediyorum. Bu sandviçe farklı olarak güzel bir hardal veya bbq sos koyabilirsiniz, hepsi yakışır, ama mesela mayonez veya ketçap kullanmanızı kesinlikle önermiyorum, çok yavanlaştıracaklardır sandviçinizi.

Et ile ilgili her yazımda söylüyorum, yine söyleyeceğim, etinizi çok pişirdiğiniz zaman yumuşaklığını ve o güzel sularını kaybedersiniz, bunu yapmayın. Eğer alışık değilseniz zor gelecek biliyorum ama et az piştiği zaman daha güzel bana inanın. Benim sandviçte kullandığım nefis antrikotum bakın nasıl göründü dilimlediğimde...



Peynirler biraz eridikten sonra ekmeğimiz de hazır demektir. Yaklaşık yine birer cm kalınlıkta dilimlediğim antrikotları ekmeklere güzelce yerleştiriyorum. İşte son nokta... Bu sandviçi zevkle yiyeceksiniz, emin olabilirsiniz. Afiyet olsun!!!!
 

4 Ekim 2012 Perşembe

Rokfor Soslu Bonfile

Bir süredir pek fazla bloga zaman ayıramadım yine. Neyse ki dün geçenlerde yaptığım bir iki yemeğin fotoğraflarını bilgisayara yükledim nihayet, hazır yüklemişken de yazmaya başladım...

Bonfile... Etlerin bence en güzeli. Hem yağsız, hem de yumuşacık. O kadar da kolay ki pişirmesi, tek yapmanız gereken kalın dilimler kestirmek, ve asla ama asla dövdürmemek. İçi kırmızı kalmalı, eğer sevmiyorsanız bile bir şans verin, asla pişman olmayacağınızı garanti ederim. Vaktiyle Bursa'da yaşadığım dönemde, bir başka bonfile versiyonuyla arkadaşlarımı bir seferinde buna öyle bir alıştırdım ki, her seferinde daha az pişirmemi istediler desem yalan olmaz. O döneme ait "Evren bize yemek yap" konulu mailler bugün bu blogun temelini oluşturdu demek yalan olmaz :)

Gerçekten bizim Türk alışkanlıkları eti çok ama çok pişirmek şeklinde, bu bazı etlerde kabul edilebilir, örneğin bir kuzu incik... ama bonfile, antrikot, t-bone v.s. etler çok piştiği zaman lezzetlerinden çok şey kaybediyor. Onun için böyle etler yapacaksanız çok fazla pişirmemeniz gerektiğini unutmayın.

Rokfor peyniri, normalde tek başına kolay kolay yenebilecek bir peynir değil, kuvvetli kokusu ve tadı herkesin hoşuna gitmeyebilir. Ama etin yanına en yakışan lezzetlerden biri de bu sos. Hazırlaması da çok kolay. Aşağıda gördüğünüz tabakta hazırlanması en uzun süren şey patatesler oldu, onları da kızartmak yerine fırında pişirdim, 15-20 dk kadar sürdü pişmesi... Gerisi bir kaç dakika.

Patates kızartması bu tür et yemeklerine çok yakışır, ben dediğim gibi kızartmadım aslında, daha hafif olsun diye fırında tepsiye geniş geniş dizdiğim patatesleri 240 derecede yaklaşık 20 dakika pişirdim. Kızartma kadar lezzetli, ama çok daha hafif. Bu arada patatesleri de büyük marketlerde bulabileceğiniz ince çubuk patateslerden almıştım, hem daha çabuk hazır oluyor hem de çıtır çıtır... Bak acıktım şimdi düşününce bile :)

Tarif iki kişilik yine her zamanki gibi... Ama sos biraz fazla bile gelebilir iki kişi için, yani 3-4 kişilik bir miktar et için aşağıdakiyle aynı miktarda sos hazırlamanız yeterli olacaktır.

Malzemelerle başlayalım:

- 4-5 kalın dilim bonfile (bonfilenin kalın tarafından, her biri 1,5-2 parmak kalınlığında kestirin)
- bir paket hazır krema
- 80-100 gr rokfor peyniri
- tuz, karabiber
- istediğiniz miktarda hazır kızartmalık patates

Çok fazlasını mı beklediniz yoksa? Dediğim gibi çok basit bir tarif bu aslında.

Önce en uzun sürecek olan patatesleri bir fırın kağıdı üzerinde tepsiye dizip, önceden 240 dereceye ısıttığım fırında pişirmeye başlıyorum. Bir yandan da bonfilelerin her iki tarafına bol mikltarda tuz ve karabiber serpiyorum. Karabiber kesinlikle taze çekilmiş olmalı, tüm marketlerde kendinden değirmenli biberleri bulabilirsiniz, özellikle de renkli olanlardan mutlaka evde bulundurun. Etler tuz ve karabiberi çok sever, benden söylemesi :)

Sonra önce sosla başlıyorum. Bir sos tenceresinde bir paket kremayı koyup hafif ateşte ısıtmaya başlıyorum. Aynı zamanda benim meşhur ızgara tavasını da ısınması için altını açıyorum. Krema ısınıp kaynamaya başladığında rokforu içine ufalayıp, altını iyice kısıp karıştırmaya başlıyorum. Peynir eridikten sonra içine bol miktarda taze karabiber çekiyorum. Altını olabilecek en az şekilde açık tutarak ara sıra karıştırmaya devam ederken, tava iyice ısındığından dolayı artık etlerimi de pişirmeye başlıyorum. Her iki taraflarını 3-4 dakika pişirmek yeterli olur. Eğer biraz daha iyi pişsin derseniz 5-6 dakikayı yine de geçmeyin derim, bu et içi çok pişmeden yenmeli kesinlikle.

Etleri ve patatesleri tabağa aldıktan sonra, etlerin üzerine istediğim kadar sos döküyorum. Son süsleme olarak ben bu sefer evde başka birşey olmadığı için tane karabiber serptim, varsa ufak taze biberiye dalları da çok şık duracaktır.

Yapması gerçekten çok kolay, lezzeti de gerçekten mükemmel, mutlaka deneyin. Yanına da güzel bir kırmızı şarapla her türlü restoranda yiyebileceğinizden çok daha keyifli bir akşam yemeği sizi bekliyor olacak, nasıl olsa siz yaptınız, daha güzel ne olabilir :)

Afiyet olsun...